REKLAM REKLAM

‘AŞAĞIDAKİ ALT TOPRAKLARIN SLAM HİKAYESİ!’

143 defa okundu kategorisinde, 19 May 2018 - 22:53 tarihinde yayınlandı

Avustralya Açık, dünyanın az gidilen o “land-down-under” ülkesi olarak görüldüğünden, yıllarca diğer üç Slam turnuasına oranla daha az havalı olarak algılanırdı. Ama son 15-20 yılda, bu olgu giderek değişti, ve Melbourne, diğerlerini yakaladı diyebiliriz.

Nasıl Muhammed Ali-Foreman maçı unutulmaz bir final olarak dünya boks tarihine altın harflerle kazındıysa, geçen yıl oynanan Federer-Nadal finali da aynı şekilde dev zevk kaynağı oluşturmuştu. Dolayısıyla turnua başlarken, herkesin aklında “acaba geçen yılki muhteşem finalin bir kopyasını yaşayabilir miyiz?” gibisinden umutlar vardı. Turnuanın ilk 16 plasesi arasında Djokovic ve Wavrinka’nın bulunması, maçların daha çetin geçeceğinin habercisi gibiydi. Üstelik eski kuşaktan Del Potro, Gasquet ve Berdych, yenilerden Thiem, Zverev, Goffin ve Jack Sock gibi isimlerin de piyasada olması, herkesin ilgisini arttıran verilerdi. Ne var ki, Melbourne 2018, şaşırtıcı şekilde sürprizlerin turnuası oldu ve evdeki hesaplar çarşıya hiç mi hiç uymadı!

 “TEK ERKEKLER” İN SERÜVENLERİ!

Daha ilk turdan, 32 seri başının ¼’ünün düşmesi, gelebilecek sürprizlerin habercisiydi. Özellikle son dönemlerde adından çok bahsettirmiş olan ABD’li Jack Sock’un Japon Sugita’ya 4 sette yenilmesi şaşırtıcıydı. Yine ABD’li dev servisçi John Isner’in mütevazi Avustralyalı Matthew Ebden’e 4 sette fazla zorlayamadan elenip gitmesi, Amerikalıları daha da hayal kırıklığına uğratıyordu. Diğer iki dev sürpriz, Güney Afrikalı 11 numaralı seri başı Kevin Anderson’un İngiliz Kyle Edmund’a 5 sette yenilmeseydi. O gün kimse henüz daha Edmund’un ne başlar yaracağını bilemiyordu. (Aynen “abi” Mischa Zverev’i ilk turda 6/2, 4/1 –sakatlık-la geçen Koreli Chung’ın gelmekte olan büyük zaferlerini bilemeyeceğimiz gibi..) Diğeri ise ünlü Kanadalı Milos Raonic’in çok yakın geçen 4 sette Slovak Lukas Lacko’ya mağlup olmasıydı. Bu arada benim oyununu çok sevdiğim Alman Philipp Kohlschreiber’ın Yoshihito Nishioka’ya 5 sette mağlup olmasına ayrıca üzüldüm.

ÇEYREK FİNAL YOLUNDA ÇARPIŞMALARIN DEVAMI!

Tablonun üst kısmında, Nadal ve Cilic çeyrek finale çıkarken, Hırvat şampiyon, İspanyol Carreno Busta’yı nefes kesen bir maçtan sonra ancak 6/7, 6/3, 7/6, 7/6 yenebildi. 3 numaralı seri başı ünlü Bulgar tenisçi Dimitrov, Amerikalı Mac Kenzie McDonald’ı 5 zor sette yendikten sonra, Rusların büyük umudu genç Rublev’i 4 sette de saf dışı bırakmayı başardı. Fransızların en büyük yıldızı Tsonga’da benzer şekilde yıldız-genç Shapovalov’u 5 setlik bir çarpışmada yendikten sonra, kendi ayarında bir başka yıldıza, Kyrgios’a 4 sette yenilirken, 3 seti de tie-break’de kaybetti.  Kaderin şu garip cilvesine bakın ki, Kyrgios da, çeyrek finale çıkma maçında Dimitrov’a aynen 3 tie-break’le aynı skorla kaybederek elenecekti!

Sugita dev servisçi Karlovic’e 5 sette yenilirken, kendisi de İtalyan Seppi’ye inanılmaz çekişmeli bir süreçten sonra son set  9/7 yenildi. Seppi ise 4. turda turnuanın üç büyük yeni yıldızından birine, İngiliz Edmund’a, 4 sette yenilerek pes etti.

Tablonun alt kısmında, Amerikalı Sandgren, inanılmaz şekilde Wavrinka’yı kolay bir 3-0 la geçtikten sonra 4. turda 5 numaralı seri başı Avusturyalı Dominique Thiem’i de 5 sette geçerek çeyrek finali gördü ve herkesi şaşırttı. Düşününki, Sandgren bu turnuadan önce hayatında tek Slam turnuası maçı kazanmamıştı! Dev sürprizlere imza atan bir başka yeni yıldız, Chung ise, bir türlü büyük turnualarda heyecanını yenemeyen ve hayranlarını üzen Alexander Zverev’i son seti “halka” olmak üzere 5 sette yendi ve ardından 4. turda bir başka efsanenin,  Djokovic’in rakibi oldu. Chung inanılmaz güçlü ve zeki bir geri oyunla, hünerli bilekten bulunan açılarla, Avustralya’yı 6 kere kazanmış olan Sırp şampiyonu 7/6, 7/5, 7/6 saf dışı bırakarak çeyrek finalde Sandgren’in rakibi oldu. Bu alt kısımda diğer çeyrek finalistler ise, terminatör gibi ilerleyen Berdych ve Federer oldular.

ÇEYREK FİNALDE 2 SÜRPRİZ DAHA

Sürprizler tablonun üst kısmından geldi. Nadal, kendini turnuanın başından beri yeni bir Federer finaline ve rövanşına kilitlemiş görünürken, İstanbul turnuası şampiyonu Cilic, onu 3/6, 6/3, 6/7, 6/2, 2/0 la geçti ve kendini sürpriz şekilde yarı finalde buldu. 3. Seti Nadal tie-break’de alıp 2-1 öne geçtikten sonra, Cilic üzerine bahse girecek çok adam bulamazdınız. Ama inanılmaz güçlü forehandleri ve şaşırtıcı sertlikteki kruaze backhandleriyle Cilic adım adım Nadal’ın gardını düşürdü. Sonunda Nadal sakatlanıp maçı terk ettiğinde, şu sorunun yanıtı açıkta duruyordu: Nadal kendi sakatlığına mı mağlup oldu, yoksa Cilic’in öldürücü oyununun dayanılmaz yıpratma faktörüne mi yenildi?

Bir diğer unutulmaz maçta, Edmund bu sefer turnuada Slam şampiyonluğu rüyaları gören formda bir Dimitrov’u 4 sette yenerek yarı finalde Cilic’in rakibi olmaya hak kazandı.

Tablonun alt kısmında, Chung Amerikalı Sandgren’i fazla zorlanmadan 3-0 yenerek yarı finali boylarken, rakibinin peri masalına noktayı koymuş oldu. Seri başı olmayan bir dev sürpriz şampiyonu, Avustralyalı Mark Edmondson’u, 1976’da görmüştük. Edmondson o yıl dünya 212. si olarak o turnuayı, finalde büyük efsane John Newcombe’u 4 sette yenerek kazanmıştı. Hatta sizi daha da şaşırtayım, o günlerde parasızlıktan bir karavanda yaşayan bir insan olarak Edmondson’un gerçekleştirdiği bu başarının ardından, 42 yıldır başka hiç bir Avustralyalı evinde o turnuayı bir daha kazanamadı! Ama Sandgren dünya ……. olarak girdiği turnuada, her güzel şeyin bir sonu olduğunu tattı. Kore’nin yeni gururu Chung’ın ise yarı finaldeki rakibi, sürprizsiz şekilde 3 sette Berdych’i yenen “King Federer” olacaktı.

YARI FİNALDE TESTİLER KOLAY KIRILIYOR!

Herhalde Sandgren fazla üzülmesin diye, Cilic de ilk yarı finalde, bir başka yeni şöhretin, Edmund’un rüyasını hızlı tokatlarla bitiriverdi. 2. set tie-break’i dışında diğer setler 6/2’yi işaret ediyordu.

Diğer yarı final ise, ondan da ağır bir sepet havasıydı: Federer, Chung’ı 6/1, 5/2 ile soyunma odasına yollarken ben yine aynen Nadal-Cilic maçında aklımdan geçen biraz daha farklı bir ikilemle karşı karşıya kalmıştım: Chung sakatlanmış mıydı, yoksa İsviçre saatinin akıl almaz ritmiyle belki 6/1, 6/2, 6/0 ‘a koşan bir maçta, façayı daha fazla çizdirmek istememiş miydi?

KRAL FEDERER YİNE REKORLARI ALT-ÜST ETTİ! 

Sonra sıra finale geldi. Onun anlatımına sonundan başlamak istiyorum izninizle…

Roger, herkesin sevdiği bir karakter! Bu yıl hayatının 20. Slam turnuasını kazanırken dünyanın dört bir yanında insanları mutlu etti. Maç topunda önce kazandığını düşünen Roger, ardından Cilic’in onun servisine itiraz ettiğini görüp el sıkışmak üzere geldiği file önünde gerildi. Bir saat gibi geçen birkaç saniyelik bekleyişin ardından mutlu haber şahin gözden puanın tesciliyle gelince, dünyalar onun oldu! Gözyaşlarını bir süre tutmaya çalıştı sonra bu direnci kırıldı ve kupa töreninde doya doya ağladı. Ona eşlik eden milyonlarca insan vardı televizyonu başında, her ülkeden… Roger her yeni şampiyonlukta ilk defa gibi sevinebildiği için, kazanmaya devam ediyor… Avustralyalı Ken Rosewall’ın 40’lı yaşlarının başlarına kadar dünya tenisinin zirvesine oynamaya devam ettiğini hatırlarsak, İsviçreli dünya şampiyonunun bu sınırları da zorlamaması için hiçbir nedeni yok. Buna hazır olun, Federer o rekoru nereye kadar geliştirebileceğinin hesaplarını şimdiden yapıyordur…

YILDIRIM HIZIYLA BAŞLAYAN KRAL…

Dünyanın değişik yerlerinde bu finali seyretmek için ön hazırlık yapıp, “bir tualete uğrayıp bir de kahvemle reçelli ekmeğimi alıp ekranın karşısına geçeyim” diyen neredeyse herkes, ilk seti kaçırdı! Federer ilk 10 dakikada 4-0’ı bulurken 24 dakikada da ilk seti kapadı. Maçın bu giriş bölümünde oynadığı oyun, neredeyse maçın 3 küçük set ve 80 dakikada biteceği gibi bir izlenim yaydı herkese. Bu aslında belki Federer taraftarlarının bile görmek istemeyecekleri senaryoydu. Sonuçta herkes bu finalin en üst seviyede geçmesini temenni ederek maça gelmişti; kimi desteklerse desteklesin. Mesela maç öncesi benim tercihim Federer’in 5 sette kazanmasıydı… Siparişim tam tuttu!

İkinci sette Cilic’in oyuna fiili olarak nihayet katılması ve servisine tutunması 4/4’e kadar sorunsuz sürdü. 30/40’da Cilic 2. servisiyle ace atarak servisinin kırılmasını engelledi. 5/4’de Cilic basit bir backhand hatası yaparak 30/40’da set topu kaçırdı. Bunun ardından skor 6/6 eşitliğe taşıdı. Tie-break oyununa Federer iki ace’le başladı ve 2-1 öne geçti. Buna rağmen Cilic 6-4’de iki set topuna ulaştı ve kendi servisinde harika bir smaçla tie-break’i 7/5, seti 7/6 kazanmayı başardı.

Maça eşitlik, heyecan ve renk geldiğini düşünen seyirciler için, ardından yeni bir hayal kırıklığı rüzgarı esti. 3. seti yine “federal ekspres” hızıyla 6/3 kapadı ve aynı ritimde 4. sette rakibinin servisini yine kırıp 3-1 öne geçti. Bu dakikalarda İsviçreli Şampiyon, üst üste attığı aceler ve kendine has alternatif dolu vuruşlarıyla bir çok puanı direkt hanesine yazmayı başarıyordu.

CİLİC’İN GAYRETİ BEKLENEN SONU ENGELLEYEMİYOR!

İşte o anlarda tam ben “artık merasim için turnua direktörü hazırlıkları başlatmıştır” şeklinde esprileri başlatmışken, Cilic son bir gayretle maça tutundu ve “Ben henüz ölmedim” sinyalini vermeye başladı. Önce kendi servisini kolayca alan Hırvat oyuncu, ardından şaşırtıcı bir hızda Federer’in servisini kırdı. Sonra kendi servisini kırdırma tehlikesini bir smaçla bertaraf eden Cilic, inanılmaz şekilde rakibini tekrar kırdı ve servisini de kolayca alarak seti 6/3’le kapadı.

Setlerin 2/2’ye gelmesi, ekselanslarının 36.5 yaşında olması nedeniyle bazı insanlara “acaba?” dedirttiyse de, Federer son sette yine 5. vitese takarak adım adım, bir kazaya sebebiyet vermeden şampiyonluk kupasına doğru yoluna devam etti ve 3 saat, 3 dakika sonunda mutlu sona ulaştı. Daha önce Cilic’e yalnız bir maç kaybeden büyük şampiyon, böylece aralarındaki skoru 10-1’e getirirken, Avustralya Açık turnuasını da 6. kez alarak Roy Emerson ve Novak Djokovic’in rekorunu egale etti. Herhalde Şampiyon’u en az illgilendiren konu, kazandığı 4 milyon dolarlık çekti!

Maç boyu sinirli bir profil çizen, maçtan sonra tüm gün akşam seansı maçını beklemenin zorluklarından söz eden Federer, nihayet kazandıktan sonra gerginliklerinden kurtularak “20. Slam” rekorunu doyasıya kutladı. Turnua töreninde gözlerim Rod Laver’i aradı. Büyük şampiyon, tribünden cep telefonuyla fotoğraflar çekerek Roger’ı kutlarken, ben bu aksaklığı, yani iki efsanevi şampiyonun bu fotoğraf karesinde buluşamamasını, organizasyonun belki tek elle tutulur hatası olarak not ettim, çok yadırgadım. Rod Laver’den söz edince, aklıma tabii yine Melbourne’daki tenis stadyumlarından biri olan Margaret Court arena geldi. Kendileri “deklare” birer lezbiyen olan eski şampiyonlar Navratilova ve Billie Jean King, aynı cinsten insanların evliliğine açıkça karşı çıkan tutucu yanı nedeniyle Margaret Court’a açık bir savaş açmış durumdalar. Onlara göre artık Melbourne’daki stadlardan  birinin adının Margaret Court olmaması lazım! Bu nedenle, Wozniacki’nin kupa töreninde onun olmayacağını biliyorduk; Court, bu polemiklere muhatap olmamak için “ben yengeç avlamaya gidiyorum” diyerek turnuaya uğramamayı tercih etti. Bunlar gerçekten zor polemikler…

ALİ GÖREÇ’LE SOHBETİMİZDEN

Maçtan sonra tenis kariyerimin her zerresini beraber geçirdiğim çift partnerim Ali Göreç’le yine sohbet ettik. Ali, Eurosport’tan maçları harika diksiyonu ve mükemmel ekspertizi ile aktaran yorumcu. Kendisi “kardeşim” olmasının ötesinde Türk tenisinin en önemli insanlarından biri. (Umarım bir gün kendisini gerçekten bürokrasinin engel olmadığı bir rahat çalışma ortamında, Tenis Federasyonu Başkanı olarak görürüz de, Türk tenisinin kaderi değişir). Laver’in törendeki yokluğu konusunda bana yakın düşüncelerde olan Göreç’in, Federer’in kariyerinin Rosewall kadar uzun sürmesi ihtimali konusunda, günümüz tenisinin içerdiği fizik zorluklar ve rekabet göz önüne alındığında tereddütleri vardı; bu küçük farklarımızı ilerki dönemlerde ele alma fırsatımız umarım olur, ancak bir konuda kesin hemfikirdik: Ömür üstünden tenise bu kadar önem veren insanlar olarak, “Kral Federer” le aynı dönemde yaşamanın güzelliğinin ve değerinin fazlasıyla farkındaydık. Umarım sizlerde çoğu zaman yalnız ekran başında olsa bile bu lüksümüzün keyfini çıkarıyorsunuz, çünkü hiçbir güzel şey sonsuz değildir… 

TEK KADINLARDA WOZNİACKİ NİHAYET HAKETTİĞİNİ ALDI!

Caroline Wozniacki, 43 kere o dev dört turnuvaya katıldıktan sonra, rakibi Simona Halep son backhand’i fileye taktığı anda, nihayet ilk büyük “Slam” şampiyonluğuna uzandı.

Danimarkalı tenisçi o anda gerek iki haftadır, gerek yirmi yıldır yaşadığı tüm gerginlikleri unutarak kendini sırt üstü yere bıraktı. Gözyaşları boşaldı. Ne hissettiğini çok iyi anlıyordum. Maç boyunca Wozniacki’nin kazanmasını isteyerek seyrettiğimi size itiraf etmem lazım. Ne hocası, ne menajeri, ne akrabasıyım, ama onu bu finalde büyük bir enerjiyle destekleyenlerden biriydim. Niyesini birazdan daha iyi anlayacaksınız…

DÜNYA 74. NUMARASINDAN TEKRAR ZİRVEYE

Konu bu genç hanımefendinin sarışın, yeşil gözlü ve sempatik olması değil. Evet olabilir. Ama konumuz, yedi yaşından beri canını dişine takarak bu sporu yapan, aynı zamanda babasının koçluğu ile beraber, onunla dünyanın her yerine yirmi yıldır seyahat eden, 2010-2012 arasında, tam 67 hafta dünya 1 numarası olarak zirvede kalan ve bugüne kadar yalnız iki kere Amerika Açık finali oynayıp kaybeden bu şirin kızın, nihayet üzerindeki uğursuzluğu atıp ilk defa bir Slam Turnuvası kazanmasının arkasındaki anekdotlar, detaylar… Ben, Wozniacki’nin Dünyada “1” numara olduğu, ama hiçbir Slam Turnuvası kazanamadığı o yıllarda, diğer ünlü kadın raketlerin o konu açıldığında, burun kıvırarak “Slam kazanamayan birinin nasıl bir numara olabileceğini anlamadıkları” şeklindeki sayısız ukala yorumlarını çok iyi hatırlıyorum. Kadınlar nasıl birbirlerine bu kadar acımasız olabiliyorlar! Dünyanın dört bir yanından aldığı puan ve zaferlerle dile kolay 67 hafta o zirvede kalan bir insana bunlar söylenemezdi. Sanki erkeklerde ATP veya kadınlarda WTA’de puan/sıralama sisteminin nasıl işlediğine karar veren Wozniacki miydi? 2016’da Dünya 74 numaraya kadar sıralamada gerileyen Wozniacki hakkında artık konuşulan konu, “tenisi ne zaman bırakacağı” haline gelmişti…

İşte artık bu zaferden itibaren Danimarkalı raket, hak etmediği bu anlamsız sataşmaları çöpe gönderdi. Hem de en büyük raketlerin oynadığı Melbourne’da! Yalnız şampiyonluğu kazanmakla kalmadı, Caroline tekrar “Dünya 1 Numarası” olmayı da başardı… Şimdi Wozniacki ve rakibi Romen Halep’i, finale taşıyan bu zevkli turnuada 128 tenisçi arasından bu ikili sıyrılırken kimler erken veya geç terk etti, Arenada hangi şaşırtıcı kanlı karşılaşmalar yaşandı, bir göz atalım..

KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ, SÜRPRİZLER ERKEKLERİ ARATMADI!

Birinci turda, 5 seri başı tenisçi turnuaya veda etti! Bu erkeklerden az olsa da, yine bu turnuanın da neye benzeyeceği konusunda bir fikir verdi bize.

En şok sürpriz, aktifinde slam şampiyonluğu da olan 13 numaralı seri başı Amerikalı Sloane Stephens’in Çinli Shuai Zhang’e çok kritik bir maçta 2-1 yenilmeseydi. 11 numaralı seri başı Kristina Mladenovic, romen Ana Bogdan’a şaşırtıcı şekilde 6/3, 6/2 yenilerek “ben bu kadar yolu bunun için mi kat ettim?” dedi kendi kendine! Aynen Estonyalı Kanepi’ye 6/2, 6/2 yenilen ünlü Slovak tenisçi Dominika Cibulkova gibi! Çinli Shuai Peng’de ilk turda düşenler arasındaydı… Ama tabii en sansasyonel sonuç, Serena’nın yokluğunda, 5 numaralı seri başı Venus Williams, İsviçreli Belinda Bencic’e 6/3, 7/5 yenildi.

İkinci turda, Avustralyalı Daria Gavrilova, Belçikalı Elise Mertens’e 7/5, 6/3 yenildi.  O anda kimse Mertens’in bir peri masalı gibi adım adım yari finale kadar, hem de arada 4 numaralı seri başı Svitolina’yı da saf dışı bırakarak her maçı iki sette kazanarak ilerleyeceğini hesaplayamazdı!

  1. Turun en büyük sürprizi ise, 26 numaralı seri başı Radwanska’nın, TaiPei’li Hsieh’e 6/2, 7/5 yenilmeseydi. Ancak kendisi çeyrek finalde 21 numaralı seri başı Alman Angelique Kerber’e 4/6, 7/5, 6/2 yenilmekten kurtulamayacaktı. 7 numaralı seri başı, son Fransa Açık Şampiyonu Latviyalı Jelena Ostapenko, Estonyalı 32 numaralı seri başı Kontaveit’e 2-1 yenilerek taze hayranlarını hayal kırıklığına uğrattı. Herhalde en çok seyirci ilgisi çeken maçta ise, Kerber “geri dönüş”ünü oturtmaya çalışan Sharapova’yı 6/1, 6/3 ile resmen sürklase etti.

Çeyrek finallerde kazanan Mertens dışında kazananlar Wozniacki, Halep ve Kerber oldu. Mertens’in yari final rakibi, çeyrek finalde Suarez-Navarro’yu arada 2. seti kaybetmesine ragmen kolayca saf dışı bırakan Wozniacki olacaktı. Sert müdafaaa oyununun en önemli isimlerinden, turnuanın 1 numaralı favorisi Romen Halep, ünlü Çek Karolina Pliskova’nın çok sert oyununu 6/3, 6/2 taca çıkararak, yarı finalde Amerikalı Madison Keys’i 6/1, 6/2 yenen Kerber’in rakibi olmaya hak kazandı. Her puanı kazanmak için oynayan “killer instinct” denilen “öldürme güdüsü” ile oyununu rakiplerine dayatmaya alışmış Pliskova’ya yazık oldu. İyi gününde, inanın her erkeği zorlayabilir!

İki yarı final maçı arasında, nispeten daha kolay geçeni, turnuanın külkedisi Mertens’i 6/3, 7/6 yenen Wozniacki’ nin maçıydı. Wozniacki 5/4  ilerideyken servisini kırdırdı ve 6/5 geri düştü, fakat tie-break’de gülen taraf oldu. Diğer yarı final ise, seyredenlerin hem tribünlerde, hem ekran başında nefeslerinin kesilmesine neden olan Halep-Kerber maçıydı. İlk seti, 5/0 öne geçtikten sonra 6/3 kazanan Halep, hızla toparlanan ve güçlü forehandlerle puan alan rakibine 2. seti 6/4 verdi. Kerber’in maç konsantrasyonu, ürkütücü boyutlarda agresif bir saha içi tavra da dönüşmedi değil! Maraton bir heyecan kasırgası olarak geçen son sette taraflar inanılmaz rallilere giriştiler. Önce Halep Kerber’in servisinde, 5/4 40/15 de 2 iki maç topu kullanamadı. Birincisinde kerber harika bir backhand patlattı ikincisinde ise, Halep’in backhandi auta gitti.  Ardından büyük bir ısrarla inanılmaz bir geri dönüşü gerçekleştiren Kerber’in kendisi, hem de kendi servisinde 2 maç topu kullanamadı. 6/5 40/30 de Halep’in sert  backhand’i tam çizgiye konarak Kerber’i hayattan soğuttu. 8/7’de Halep rakibinin servisinde nihayet Kerber’in kendine has “yere dizlerinin üzerine kapaklanarak” yaptığı      backhand auta çıkınca, maçı bitirmeyi başardı!

WOZNİACKİ VE HALEP, BAŞKA HANGİ MAÇLARDA “ÖLÜMDEN” DÖNMÜŞLERDİ?

Wozniacki, turnuanın 2. turunda, Hırvat rakibi Jana Fett’i 3/6, 6/2, 7/5 yenerken iki maç topu kurtarmayı başarmış, yani üzerine inmekte olan giyotinin keskin darbesinden kafayı son anda çekerek sıyrılmıştı. Dünya sıralamasında 103. olan rakibi, setler 1-1 iken, 5-1 ileri geçtiğinde 40-15’de iki maç topu kullandı, ancak maçı kapayamadı. İnatçılığı ve “zafer susuzluğu” ile kıvranışı ile her topa asılan Wozniacki, o seti oradan 7-5 alarak mucizevi şekilde 3. tura çıktı! Bu inanılmaz bir başarıydı. Ancak, o gün kimse bu serüvenin finaldeki zafere kadar uzanacağını öngöremezdi. Aynen rakibi Lauren Davis’e karşı üç, Angela Kerber’e karşı da demin aktardığımız şekilde iki maç topu kurtaran rakibi Simona Halep gibi…

FİNALİN AKIŞINDAN NOTLAR

Her iki tenisçi için bu nedenlerle büyük anlam ifade eden dev finale Wozniacki, beklenilenin aksine çok hızlı girdi ve 4-1 öne geçti. Sağlam bir geri oyunla maçı kontrol altına alan Danimarkalı tenisçi, genel tenis profesyonelleri ve eleştirmenlerince favori görülen rakibine karşı “agresif bir müdafaa oyunu” ile sonuca giden bir strateji izledi. 5/2 geri düşen Halep, o andan itibaren maçta teslim bayrağı çekmek istemiyorsa, sert vuruşlarını devreye sokup puanları kendisi kazanmaya mecbur olduğunu nihayet algıladı. Usta düz vuruşlar ve direkt puan yazan servislerle 5/5’i buldu. O noktada Wozniacki bir sonraki oyunun ilk puanını 19 vuruşluk bir maraton ralliden sonra kazandı.

Tie-break’te maça tüm konsantrasyonunu koyan Wozniacki, başarılı servisler, voleler ve özellikle 5/2 ileri geçtiğinde, o muhteşem ralideki başarısıyla elde ettiği 4 set topunun ilkini hemen kazanmayı bildi.

İkinci set, taraflar 3/3’e kadar servislerini kaybetmeden gelmeyi başardılar. Durum 3-2 iken tıbbi yardım talep eden Halep, o andan sonra ilginç bir şekilde toparlandı. Ancak sahada onun bacak adaleleriyle değil tansiyonu ve kalp ritmiyle ilgilendiler. Halep 4/3 ilerideyken rakibinin servisini kırmayı başardı ve ardından kendi servisini kaybetmenin iki kez eşiğine gelmesine rağmen bu puanları kurtarıp seti 6/3 kapadı ve maça eşitlik geldi.

Wozniacki, 3. setin başında bir üst vitese çıkarak rakibinin servisini kırıp durumu 2-0 yaptı ve hatta 3/0’ı bulma puanını kaçırdıktan sonra Halep’in forehand’i ve Wozniacki’nin bir çift hatası oyunu Romen tenisçiye verdi.

Buna karşın Wozniacki hemen ardından Halep’in, ondan sonra da Halep Wozniacki’nin servisini kurtardı. 2. setin tam tersine, artık her tenisçinin rakibinin servisini alabildiği daha gergin bir atmosfere girmiştik. Halep, Wozniacki’nin servisini bir daha kırıp 4/3 öne geçtiğinde Wozniacki tıbbı mola aldı. Servis Halep’teydi. O anda dünyada bu maçta Wozniacki adına iddiaya girecek insan sayısı %15’i geçmezdi. Ama tıbbi molanın ardından son üç oyunda bambaşka bir Danimarkalı izleyecektik. Önce harika bir müdafaa direnci sergileyen Wozniacki, ardından sert bir drive-volley’le maça tekrar 4/4 de eşitlik getirdi.

Ardından kendi servisini bir çift hatasına rağmen uzatmadan kazanan sarışın oyuncu, son viraja 5/4 önde girdi.

“BAŞARIDAN DAHA BÜYÜK BAŞARI YOKTUR”

Son oyunda 30/15 öndeyken çift hata yapan Halep’e karşı, ardından oynanan uzun ralliyi voleyle bitiren Wozniacki ilk maç topunu elde etti. Nefeslerin tutulduğu o puanda Halep işi uzatamadan backhand’ini fileye taktı ve yeni şampiyonun adı o anda belli oldu!

Wozniacki için kazandığı 4 milyon dolardan çok daha değerlisi, üzerindeki “slam laneti”nden kurtulmasıydı. Her iki tenisçinin birbirlerine ettikleri “centilmence” laflar ve karşılıklı jestler, töreni çok daha güzel ve anlamlı hale getirdi. Mutluluğu her zerresinden belli olan Wozniacki, bugün o yakınlığı hissedip içinde yaşayan kaç kişiyi daha dünyanın değişik yerlerinde ağlattı merak ettim.

“Başarıdan daha büyük başarı yoktur” derdi rahmetli babam. “Herkesi susturur, herkesi alkışlatır”. Dedikoducu diğer dünya yıldızlarını bile! Bravo Caroline! Artık bir türlü elinden bırakmak istemediğin o Kupaya istediğin kadar, sabahlara kadar sarılabilirsin…

Bu vesileyle bir çift sözü söylemeden edemeyeceğim. Şu aktardığımız ve bir çoğunu ekranlarda seyrettiğiniz maçların inanılmaz yaratıcılığı ve temposuna rağmen, hala kalkıp “ben kadın tenisi sevmem” diye cak cak eden ukala erkeklere ne diyeceğimi bilemiyorum…

Tüm Yazıları
Bedri Baykam