REKLAM REKLAM

Djokovic Amerika Açık’ta boyut atladı!

267 defa okundu , kategorisinde, 11 Eki 2018 - 13:31 tarihinde yayınlandı
Djokovic Amerika Açık’ta boyut atladı!

Novak Djokovic, Wimbledon’dan sonra Amerika Açık’ta da zirveye kurulup, idolüm dediği Pete Sampras’ı Slam şampiyonluğunda yakaladı.

 

Dünyanın en büyük çarpışmalarına sahne olan Amerika Açık tek erkekler maçlarında bu sene yine sayısız unutulmaz maç yaşandı. İlk turun çeyrek final ayarındaki eşleşmesinde, İsviçreli Wawrinka 8 numaralı seri başı Bulgar Dimitrov’u 3-0’la geçti. Onu üçüncü turda Raonic durduracaktı. Gürcü Basilashvili 5 sette Slovenyalı Bedene’yi eledikten sonra ikinci turda da ABD’nin büyük ümitlerinden Sock’u 4 sette yenerek eledi. Bir başka ABD’li Querrey ise büyük turnuvalarda hep bir ses getirme yolu bulan Seppi’ye elendi. Bir başka ABD’li Harrison ise, 5 numaralı seri başı Anderson’a 5 sette yenildi. Geriye kalan en önemli Amerikalı isim Isner, ikinci turda Jarry’yi ancak 5 sette yendikten sonra, üçüncü turda Lajovic’i saf dışı bıraktı. Dördüncü turda onu unutulmaz bir kapışma bekliyordu: Isner, Raonic’i 5 sette yenerken, bu sezon kendisine en çok gurur veren maçlardan birini oynadı. Onu da ancak çeyrek finalde Del Potro durdurabilecekti.

DİKKAT ÇEKEN MAÇLAR

Geçen senenin finalisti Anderson, Shapovalov’u 5 sette harika bir maçtan sonra eledikten sonra, dördüncü turda 9 numaralı seri başı Thiem’e 3-0’la teslim oldu. Oyununu en sevdiğim Alman, Philip Kohlschreiber, üçüncü turda Rus asıllı Alman, büyük turnuvalarda sürekli tökezleyen yıldız Alexander Zverev’e karşı nefes aldırmadan oynadı ve topa rakibinden bile daha sert girerek, onun maça ortak olmasına mani oldu. Ancak Alman raket, 4. turda savunma oyununun şahını oynayan Nishikori’ye 3 sette yenilmekten kurtulamadı. Japon yıldız çeyrek finalde, daha önce bu turnuvada kendisini finalde yenen Cilic’e karşı 5 sette zafere ulaşmayı başardı. Üçüncü turda Avustralyalı yaramaz tenisçi Kyrgios’u 3-0’la geçen efsane şampiyon Federer, bir sonraki turda en büyük sürprizlerden birinin kurbanı oldu ve Avustralyalı John Millman’a 4 sette yenilerek turnuvaya şaşkınlık içinde veda etti. Bu tabii Nadal – Federer finali rüyası gören organizatörler açısından bir felaketti.

Millman çeyrek finalde “Djokovic süper robotu”na karşı 3-0 yenildi. Dünya 1 numarası Nadal ise, üçüncü turda dünya tenisinin parlayan yeni yıldızı Khachanov’a karşı 4 sette mucizevi şekilde bir maç kazanırken, özellikle 3. seti tie-break’de vermenin eşiğine geldi, resmen direkten döndü. Çeyrek finalde Thiem fırtınasına karşı da ilk set ‘bagel’ yiyen Nadal, ardından maçı 5 sette 0-6, 6-4, 7-5, 6-7, 7-6 ile kazanarak, Del Potro’nun yarı finaldeki rakibi oldu. Ne var ki, kararlı Del Potro, ilk iki seti alırken, sakatlanan Nadal oyunu gözü yaşararak terk etti. 2018’in terminatörü Djokovic, çeyrek finalde Federer’in hıncını Millman’dan çıkardıktan sonra diğer yarı finalde, Nishikori’yi kolaylıkla 3-0 geçerken farklı bir yenilenmiş kimliğe geçtiğini dünyaya duyurmuş oluyordu…

VE BÜYÜK FİNAL: DJOKOVİC – DEL POTRO

Djokovic aynen Serena gibi, maçtan önce “Acaba 14’üncü Slam şampiyonluğumu alabilecek miyim bu gece?” sorusuyla kendini meşgul ediyordu. 1.98’lik dev Del Potro ise, bu kortta 9 yıl önce Nadal’ın ardından Ekselansları Federer’i 5 sette muhteşem bir maçtan sonra yendiğini hatırlayıp, “Neden tekrar olmasın ki?” diyerek kendisini ateşleme peşindeydi. Arada neler yaşamamıştı ki! Dünya 4 numarasına yükseldikten sonra 2010’da sağ bileğinden, 2014 ve 2015’te sol bileğinden ağır şekilde sakatlanmış,  toplam üç yıl sahalardan uzak kalmıştı; hem de en verimli yıllarında!

Arthur Ashe stadyumundaki finalde, ilk sette 4-3’e kadar her iki şampiyon da servislerini kazanarak geldiler. Her iki tenisçinin istatistikleri de birbirinden uzak değildi; belki ana farkları, Djokovic’in basit hataları daha çok backhandinde, Del Potro’nun ise aynı basit hataları daha çok düz vuruşlarında yapmasıydı. Bu arada Del Potro, sahada belki beklenilenden daha az agresif bir günündeydi. Djokovic ise öne daha kolay gelen, özgüveni daha yüksek olan taraf olarak görünüyordu. 3-3’te sahanın ortasından vurduğu drive – volelerle 4-3 öne geçen Sırp şampiyon, bir sonraki oyunda avantaj kendisine geçtikten sonra uzun bir ralliden galip çıktı ve nihayet Del Potro’nun servisini kırarak durumu 5-3’e getirdi. Bunun ardından kendi servisini alarak ilk seti kapadığında maç başlayalı 41 dakika olmuştu.

MAÇIN KIRILMA ANI

Del Potro ikinci setin ilk oyunda iki kez servisini kırdırma noktasına geldi. İlkini bir backhand passing shotla, ikinciyi rakibinin topu dışarı atmasıyla savuşturdu ve oyunu aldı. Djokovic kendi servisini rahatça kazandıktan sonra, bir sonraki oyunda Djokovic güzel bir lop ve forehandin ardından bir de harika bir servisi beklenmedik şekilde çıkarmayı başarınca, Del Potro’nun servisini tekrar kırmayı başardı. Djokovic bunun ardından kendi servisini de kolayca alınca, son 7 oyunun 6’sını kazanan ve maça ağırlığını ciddi olarak koyan büyük bir şampiyon olarak belirdi. Ama Del Potro henüz son sözünü söylememişti. Önce sert servisler ve güzel bir smaçla kendi servisini kazanan Arjantinli, ardından rakibinin servis oyununda sert ve tipik iki forehandiyle durumu 30-40’a getirdi; ardından ikinci servis kırma şansında, Nole kolay vuruşu dışarı atınca değerlendirmiş oldu. Ama maçın kırılma anları bunlar değildi.

Kendi servisini de sıfıra karşı kazanarak birden skoru 4-3 kendi lehine çevirmeyi başaran Del Potro adına, her şey mükemmel gidiyor gibiydi. İşte bundan sonra, Djokovic’in servisinde Amerika Açık tarihinde yer bulacak olan bir olağan dışı sekizinci oyun oynandı. Bu oyun maçın en önemli, en heyecanlı dönemeciydi: Süresi 20 dakikayı bulurken, Del Potro 2-3 kere rakibinin servisini tekrar kırma noktasına geldi. Oyun sürekli olarak, kaprisli bir sevgili gibi iki oyuncu arasında gitti – geldi. En sonunda Del Potro’nun dışarıyı boylayan bir forehandi ile Djokovic, durumu 4-4’e taşımayı başardı. Şayet Del Potro orada avantaj defalarca kendi eline gelmişken şansını değerlendirebilseydi, 5-3’te set için servis atıyor olacaktı ve büyük ihtimalle ikinci seti hanesine yazacaktı. Zaten ‘memleketi’ Arjantin’in Tandil şehrinden gelen 14 yakın arkadaşı, kendi fanatik taraftar grubu, kendi inanılmaz güçlü futbol taraftarı tavırlarıyla Arthur Ashe stadını yakmaya kararlıydılar ve tüm dikkatler üzerlerindeydi. Kısmet kaçtı…

DİSİPLİN VE KURAL ÇELİŞKİLERİ PARANTEZİ

İşte burada bir küçük parantez açmamız lazım. Djoko servis atarken galiba iki kere, kendisine tanınan 25 saniyelik süreyi aştı. Fakat hakem Alison Hughes o kritik  aşamalarda, mesela ünlü sekizinci oyunda  ceza vermeye yanaşmadı. Daha doğrusu kadınlar finalinde yaşanan kriz ve skandalın ardından yanaşamadı: “Şimdi ben de bu maçı çığırından çıkarmış olurum, belki Djokovic de büyük tepki verir ve sonra kabak benim başıma patlar”. İşte bu düşünce, tüm o kritik süreçte ağır bir şekilde orta hakem ve turnuva yöneticileri arasında konuşulamayan bir temel konu haline dönüştü. Kadınlar finalinden sonra orta hakemin saçma bir şekilde cezalandırılır gibi hak ettiği ana şildini alamamasının ardından bu alaturka durumların yaşanması maalesef çok doğaldı. İşte bu noktada yazdığım “ama”yı hatırlamamız lazım. Ne demiştim? “…Tüm bunlara ekleyebileceğim bir tek ‘ama’ var: Bugünkü erkekler finali de dahil olmak üzere, tüm orta hakemler bu ciddi disiplin anlayışını her oyuncuya karşı (eşit şekilde) uygulamalıdırlar”

İşte Serena’nın haklı olduğu tek nokta böylece gündeme geldi. Bazı hakemler sanki bu disiplin cezalarını erkeklere karşı veremezlermiş ve onların bir ayrıcalığı varmış gibi davranıyorlar!

İKİNCİ KIRILMA ANI…

Evet, nerede kalmıştık? İkinci sette 4-4’de… Bu skorun ardından oyuncular karşılıklı kendi servislerini fazla zorlanmadan kazanarak tie-break oyununa hak kazandılar. İkinci ve son kırılma anı ise, işte bu tie-break’de yaşandı. Del Potro bu kritik oyunda, önce 3-1 öne geçti. O anda maçta her şey tekrar romantik dev adamın istediği şekilde akıyor görünüyordu. Sonra buna rağmen Djokovic skoru önce 3-3 sonra da 4-4’e taşıdı. O noktada Del Potro (bence) harika bir ace attı. Ama hakem topu dışarıda kabul etti. Aynı anda televizyonda maçı anlatan çift partnerim Ali Göreç de aynı reaksiyonu verdi ve bu top için şahin gözüne gitmemesini anlayamadığını söyledi. İkimizin tecrübesini birleştirince, belki de maçın uçup kaçma anı orada yaşandı diyorum. O noktadan sonra maç hakkında anlatılacak bir şey kalmadı. İkinci seti 7-6 tie-break’de kazanan Djokovic’in üçüncü seti de kolayca 6-3 veya 6-4 kazanarak şampiyonluğa ulaşacağını görmek hiç de zor değildi. Sonunda kader 6-3’de karar kıldı. Aslında bu sette de Del Potro her şeye rağmen iyi dayandı! Ritmini fazlasıyla bulmuş bir Djokovic’e karşı 3-1’den 3-3’e dönmeyi başardı ve son defa bir “acaba?” sorusunu bize sordurmayı başardı. Arjantinli şampiyon son büyük bir gayret gösteriyordu. Ama o da çok yetersiz kaldı. Sonunda Djoko, 3 saat 15 dakikada maçı ve üçüncü Amerika Açık şampiyonluğunu hanesine yazarken maç topunda mutluluktan kendisini son smaçtan sonra yere bırakıverdi! Rüyası gerçekleşmiş, efsanevi Amerikalı şampiyon Pete Sampras’ın 14 Slam rekorunu egale etmeyi başarmıştı. Artık önünde yalnız Federer ve Nadal’ın rekorları kalmıştı!

MAÇIN TEKNİK ANALİZİ

Normalde Djokovic’in daha savunmada kalan, Del Potro’nun da puanları, korkunç servisleri ve zımba forehandleri, sürpriz taş gibi backhandleriyle yutan birer oyuncu oldukları düşünüldüğünde maçın çok daha farklı akacağı, daha büyük çekişmelere sahne olacağı akla gelebiliyordu. Ama bu maçta Djokovic yalnız sakatlığından önceki eski 2015 formunda döndüğünü kanıtlamakla kalmadı, aynı zamanda artık sert vuruşlarla puanı hızlı bir şekilde hazırlayarak eskisine oranla çok daha fazla fileye çıkan ve  puanları orada en kesin çözümlerle hızla bitirme yoluna giden bir kimliğe geçiş yaptığını gösterdi dosta düşmana. Del Potro ise şaşırtıcı bir şekilde, hatta servis ve forehand vuruşuyla puanları çok hazırlanmış göründüğünde bile fileye gitmeyi çok az aklına getirdi. İşte cidden bunu anlamak zordu, çünkü Djokovic’i Djokovic yapan geri oyununa devam ederek onu yenmeye kalkışmak fazla iyi niyetli bir düşünceydi.

Maçın içine girdikçe basit hata sayısını arttıran Del Potro, bu konuda rakibine sayısız hediye verdi. Del Potro, her ne kadar servisten neredeyse rakibine oranla iki misli puan kazandıysa da, yine de belki kritik noktalarda alıştığımız kadar bu silahına yaslanamadı. Zaten bu tavrının bedeli de ödendi sahada. Sonuçta eskiye oranla en az iki-üç misli fileye çıkan, yalnız ısındıkça hatasız bir şekilde makine intizamı ile oynayan bir büyük “geri oyun” ustası değil, her fırsatta öne çıkarak aynı zamanda rakiplerine korkunç bir baskı uygulayan farklı bir terminatör vardı sahada artık. Hem de bulduğu inanılmaz açılarına dömi-voleler veya şaşırtıcı vole ve smaçlarıyla her türlü varyeteyi ekleyen farklı ve renkli bir terminatör! Djokovic, sakatlıklarını aşıp, oyununu bu yönlerde daha da geliştirmeye başladıktan sonra, bu boyut atlamayı ulaştığı olgunluk seviyesiyle harmanladığında, ortaya Nadal’a ve Federer’e daha da dert olabilecek bir yeni bir oyuncu tipolojisi çıkacak.

HİKAYENİN SONU…

Maçtan sonra Del Potro sandalyesine oturup hüngür hüngür ağlamaya başladı. Büyük bir boşalma yaşıyor ve tenisi birkaç yıl önce toptan bıraktığına inandıktan sonra tekrar çıktığı zirvede o kırmızı New York elmasını kopararak ısıramadığına yanıyordu. Törenden önce Djokovic seyredenlerin içlerinden ne geçirdiğini anlattı ve depresyonda olan  dev rakibinin yanına giderek sarıldı, kulağına bir şeyler fısıldadı. Bundan güzel bir sahne olamazdı. Bundan sonra da, evvelsi günkü rezaletler hiç yaşanmadan, herkes sahnede birbirini tebrik edebildi. Hakem şildini tebrikler eşliğinde sorunsuz aldı. McEnroe ve USTA Başkanı Katrina Adams kupaları verdiler, sponsorlar birinciye 24 milyon TL’nin biraz fazlasını, “şanssız ikinciye” (!) 12 milyon TL’nin biraz fazlası karşılığı dolar çeklerini verdiler ve böylece herkes mutlu son yaşamış oldu. Del Potro ve Djokovic, centilmenlik ve birbirlerine çiçek atmak konusunda çok şık bir yarışa girdiler.

*: Bu yazı Kort Dergi 18. sayısında yayımlanmıştır.

Tüm Yazıları
Bedri Baykam