REKLAM REKLAM

Sandık ki!

979 defa okundu , kategorisinde, 15 Ağu 2018 - 09:30 tarihinde yayınlandı
Sandık ki!

Ülke olarak tenis adına çok şey yapmak istiyoruz ama özümüzde ne kadar ilerlediğimiz büyük bir soru işareti. Eğitim düzeninden, tenis algısına, spor tesislerinden, uluslararası turnuvalara ve pek daha çok şeye kadar…

 

Rüyada idik; dünyanın en büyük tenisçileri Türkiye’ye geliyor. Onlar için büyük organizasyonlara talip olup gerçekleştiriyor, (3 yıl Dünyanın ilk 8 kadın WTA tenisçisi) turnuva büyük paralara mal oluyordu. 40 milyon dolar civarında para harcandı. Türkiye’yi tanıtıyorduk, tenis yaygınlaşacak ve şampiyonlar çıkaracaktık.

***
Avrupa’nın en çok profesyonel turnuva organize eden ülkesi olduk, bu profesyonel turnuvalara Türkiye Tenis Federasyonu’nun (TTF) da katkısı oluyordu, olsun büyük tenisçiler geliyordu, otobüslerle seyirci taşınıyordu, tenisi yaygınlaştıracaktık. Türkiye’yi dünyaya tanıtıyorduk.
Büyük İspanyol antrenöre, Türk tenis sistemini kursun diye iyi de para veriyorduk.

***

Önemli organizasyonlara (Akdeniz Oyunları, Gençlik Oyunları, Üniversite Yaz-Kış Oyunları) talip olup büyük tesisler yapıyorduk. Oyunlardan sonra tesisler bize kalıyordu. Olimpiyatlara talip olurken yaptığımız Olimpiyat Stadı gibi, gerçi çökenler de oluyordu; ama ne kadar efektif kullandığımız şüpheliydi.

Organizasyon bizim işimizdi. Havuzumuz yokken bile büyük Avrupa ve Dünya Şampiyonaları düzenlendi. Abdi İpekçi ve Sinan Erdem Spor Salonları havuz gördü. Yap-sök! Üstelik kapalı spor salonlarda havai fişeklerle açılış yaptık, U21 Dünya Futbol Şampiyonası’nı yeni statlarımız gördü, ama çocuklarımız görmedi.

***

Bütün bunları çocuklarımıza sporu sevdirmek için yapıyorduk; ama çocuklar gelmiyordu. Ebeveynler onları getirmiyordu, çocuklar suçsuzdu. Çocuklar okullarında spor yapsınlardı; ama bu durum pek iç açıcı değildi. Okullardaki sporcu sayımızda yetersizdi.

Zira İstanbul’da açık-kapalı olimpik yüzme havuzu, cimnastik salonu, atletizm pisti sayısı da parmak sayımızı geçmezdi. Bu branşlar yokken diğer sporlardan bahsetmek biraz trajikomikti. Ama olsun…

***

8-10 yaş tenisçilerimize turnuva yapıp, puanlar dağıtıyoruz. 12 yaş sporcumuzu milli yapıp, TEOG Sınavı’na gönderiyoruz. Ya sonra? 16-18 yaşlarda sporcu bulamıyoruz. Yine de iddialıyız. ‘Okulla bu iş olmaz, okulu bırak öyle gel’ diyoruz. Böyle çocuk buluyoruz, ‘Yok benim çocuğum hem mühendis olsun, hem tenisçi olsun’ diyenlerle de yola devam ediyoruz.

***

Başarılı olduğumuz alanlar da var. Özellikle hakemlerimizin sayıları, sporcularımızdan fazla, başarıları da… Hemen hemen bütün Grand Slamler’de varlar. Antrenör sayımızda öyle, sporcudan fazla… Her antrenör 3 sporcu yetiştirse, tenisçi sayısı uçar. Hakem ve antrenörlerimizin TTF bütçesine katkıları da, eğitim gelir kalemi olarak bulunur. BESYO’ların 4 yılda yapamadığını, federasyonlar bir ay içinde yapıp üstüne de para kazanırlar.

***

Bu arada övünç duyduğumuz Avrupa’nın en çok profesyonel turnuva yapan ülkesi meşalesini de yitirdik. Turnuvalar iptal oldu; ama pek bir resmi açıklama da gelmedi. Bu büyük organizasyonları yaparken, gözden bir şeyler kaçırdık ki; bahisçi hakemlerimizi, dopingli sporcumuzu, tenisçiyi koklayarak anlayıp milli takıma alanları da gördük.

***

Yine de tenis branşının gelişmesi için çalışmaya devam; ama bir sorun var. Tenisin zengin sporu olan algısı, bunu bir aşsak olacak gibi…

Burada algıyı yönlendirip, dikkatleri başka sporlara çevirelim. Mesela çocuklara golf, kayak, binicilik, motor, okçuluk, yelken, yat vs. önerelim. Tenis arada kaynasın!

***

Her şeye rağmen tenis için alın teri döken sporcularımıza, antrenörlerimize, varlıklarını sürdürmeye çalışan kulüplerimize selam olsun.

Biraz farklı bakmak istedim! Gerçek de şu: Ülkenin ekonomisi ne ise sporu da odur.

NOT: TENİS LİGİNDEN HABER YOK.

 

Tüm Yazıları
Muharrem Ataç