REKLAM REKLAM

Sporun Kültür Değerleri

154 defa okundu , kategorisinde, 25 May 2018 - 21:36 tarihinde yayınlandı
Sporun Kültür Değerleri

Her insan aynı zamanda bir dünya vatandaşıdır. Dünya vatandaşı olmanın temelinde; saygı ve ortak yaşamda karşı tarafı anlamak yatmaktadır. Cinsiyet anlamında, etnik kimlik anlamında, inanç anlamında diğeri diye “ötekileştirmek” sadece kaosa neden olur.

 

Kültür insanların yaşadığı etkileşimlere karşı almış olduğu tavırdır. Bu tavrı, birtakım mutabakatlardan oluşmuş yaşadığı insan topluluğun kodları tarafından belirlenir. Davranışlarını, hitap şeklini ve latifelerini bu yaşadığı ortamın insanları ile kurmuş olduğu etkileşimler belirlemektedir. Bunlar yöresel olmakla birlikte zincirleme sürecine giren kodlardır.

Toplumu oluşturan bireylerin tüm psişik yapıları farklıdır. Fakat hiçbir akit belgesi olmadan, toplumda sessizce mutabakat sağlayan bir sosyolojik benzerlik sağlayan unsur, kültürüdür. İtalyanların giyim tarzı ve stilleri ile Fransızların, Türklerin tarzları birbirinden farklıdır. Nedeni yaşadıkları ve bakış açılarındaki farklılıklar, yani tavır farklılıklardır.

***

Sporda da aynıdır. “Ekol” olarak algılanan örneğin Alman Ekolü, İngiliz Ekolü diye ayrıştırma nedenini sağlayan, o ülkelerdeki sosyoekonomik farklılıkların ve yaşamdaki karakteristik farklılıkların sahaya, salona, kortta bir sistem içinde yansımasıdır. Herhangi bir politikanın veya sosyal olayın tarifinde veya eleştirisinde, o olay hakkında kültürün olmadığın dair bir yorum yapılamaz, muhakkak içeriğini belirleyen ve yön veren kültürel bir etkileşim vardır.

Farklı ülkelere transfer olan sporcuların o gittiği ülkelerdeki performansını etkileyen en önemli faktör, o yaşadığı yeni ve farklı yaşam tarzına uyum sağlayıp sağlayamamasıdır.

***

“Geert Hofstede toplumların kültürlerini dört farklı boyutta inceliyor. Hofstede’de göre bu dört boyuta bakarak her toplumun ya da her topluluğun kültürünü “okumak” mümkündür. Sadece iki boyutuna bakarak sporun içerik değerlerini ortaya koyabiliriz.

1- Bir toplumda bireyin kendisinden bir üst seviyedekilerle ilişkisi o topluma özgü bir şekil alır. Sosyal statüsü daha düşük olanların kendilerinden daha yukarıda olanlara nasıl davrandıkları her kültürde farklıdır. Hofstede bu kültürel özelliği “güç mesafesi” olarak adlandırıyor.”

Feodal değerlerin geçerli olduğu topluluklarla, demokratik değerlerin geçerli olduğu topluluklarda bu güç mesafesi ciddi farklılıklar içerir. Feodal yapı içerisinde yetişmiş bireyin, güce verdiği değerin sonsuz ve ilahi bir sadakat içeriği vardır ve bağımlılık kayıtsız şartsızdır. Demokratik değerlerdeki bireylerde ise sadece bir statü farklılığından kaynaklanan bir hiyerarşik farklılık vardır ve o kuralların geçerli olduğu alan içinde geçerli olan tanımlardır.

Sporun yönetilmesindeki bu can alıcı nokta, aynı zamanda sporun ne olabileceği anlamında bir öngörüde bulunarak gelecek için bir yol haritası ortay koymaktadır. Tabii ki bu harita, bir yandan yöresel bir figürün önünde, ahlaki yozlaşma ile güce bağımlılığı ifade ederken, etik değerler ile donatılmış kolektif bir şuur içeren demokratik yapının sporu yönetmesindeki zenginliği de ortaya koymaktadır. Bu iki zihniyet arasındaki farklılıklar haliyle sonuç olarak da farklılık gösterecektir.

2- “Erkeksi değerleri sahiplenen toplumlarda kendini öne çıkarmak, performans sergilemek, görünür bir başarı sağlamak ve para kazanmak ön plana çıkarken kadın değerlerini sahiplenen toplumlarda insan ilişkilerine paradan daha fazla önem vermek, insanlara yardımcı olmak daha ön plana çıkar.”

***

Sporu maço kimliğin içine sokarak erkek egemen bir kimlik kazandırmak, aynı zamanda toplum içinde yerleşmiş cinsel ayrımcılığında uygulama alanı olmaktadır. Feodal yapı içinde, inançlar ve ideolojik kuralların uygulamasında kadın her zaman kullanılmaya çalışılan bir argüman olarak durur. Belki bir kıstas veya kıyastan dolayı, fakat tamamen erkek egemen yapının sınırlarını belirlemek amaçlı bir kıyas için kullanılmaktadır.

Tüm insanların eşit koşullarda yaşadığı toplumlarda ise üretkenlik ve mesleki ahlaki kurallar esastır. Temeli demokratik yaşam koşullarının korunmasından gelir. Cinsel ayrımcılığın olmadığı, eşit koşullarda her kesin birey olarak tanımlandığı bu toplumlarda üretmek esastır. Sporun kimliğindeki etik kurgu ancak bu tip demokratik yapı içerisinde ifade edilebilinmektedir.

Dinin, dilin, mezhep ve etnik kimliklerin farklılıkları ayrışmalara neden olmamalı. Aksine bu farklılıkların birer zenginlik olarak algılamak ve saygı göstererek ortak bütünleştirici üst kimliklerde buluşmak kaçınılmaz gözükmektedir.

Her insan aynı zamanda bir dünya vatandaşıdır. Dünya vatandaşı olmanın temelinde; saygı ve ortak yaşamda karşı tarafı anlamak yatmaktadır. Cinsiyet anlamında, etnik kimlik anlamında, inanç anlamında diğeri diye “ötekileştirmek” sadece kaosa neden olur.

Kültürel zenginlik ötekileri anlamak ve saygı ile mümkündür.

Müslüm GÜLHAN