REKLAM REKLAM

Wimbledon’da yeni şampiyon, Alman ‘Melek’ Kerber

107 defa okundu , kategorisinde, 03 Ağu 2018 - 16:54 tarihinde yayınlandı
Wimbledon’da yeni şampiyon, Alman ‘Melek’ Kerber

Wimbledon finalinde hala Serena’nın yenilebilir olduğunu kanıtlayan Angelique Kerber, şampiyon olarak hem hayalini gerçekleştirdi, hem de 1996 Graff’dan sonra İngiltere’de zafere ulaşan ilk Alman oldu.

 

Kusura bakmayın, normalde bu metinde Wimbledon’un tek kadınlar ve tek erkekler şampiyonluklarının hikayesini yazmak için oturdum masamın başına. Ama izninizle, önce işe Yankı Erel’in, Fin partneri Otto Virtanen ile kazandığı genç erkekler çift şampiyonluğunu can-ı gönülden kutlayayım… Ne kadar tebrik etsek azdır. Televizyonda bize tüm tenis turnuvalarını on kat daha sevdirerek anlatan sevgili kardeşim ve beraber sayısız (çok daha mütevazi) zafere imza attığımız çift partnerim Ali Göreç’le beraber, bizler 14-15 yaşından itibaren az mı rüyasını gördük böyle bir Wimbledon şampiyonluğunun? İşte Yankı o hayali gerçek kıldı… Bana o gün sorsanız, size söylerdim.. Ali’nin de aklı o gün eminim aslında Yankı’daydı. Hatta onun maçını naklen anlatıyor olmayı tercih ederdi büyük ihtimalle. Türk tenis dünyası olarak dünyanın en büyük turnuvasının şampiyonlar listesine adımızı yazdıran Yankı’ya teşekkür ediyor ve onun adına sponsorlara buradan bir çağrı bırakıyoruz.

Oh be! Artık rahatladım. Şimdi kadınlar turnuvasından konuya girebiliriz. Zafer bu sefer Kerber’in oldu! Melekliği adından geliyor: “Angelique”. Wimbledon’un yeni Alman şampiyonu. Kerber’in servisini Serena backhandiyle fileye taktığında, Angelique, kendini Nadalvari bir hareketle yere attı ve ağlamaya başladı. O ağlamanın arkasında, herkesin tenise başladığı günden beri bir rüya olarak gördüğü ve gözünde haklı olarak büyüttüğü “tartışmasız en büyük hedef” Wimbledon’ın zirvesine çıkmanın şaşkınlığı ve muhteşem dramı vardı. O gözyaşları boşalması “inanamamak” ile ilgiliydi. Kim bilir kendisi gibi ağlayan anneciğinin gözünün önünden hangi film kareleri geçit yapıyordu o anda! Üstelik rakip, herhangi biri değildi. Tenis dünyasında “kadınların terminatörü” Serena Williams’tı. Anne Kerber, kim bilir 9-10 yaşında olmadık mağlubiyetlerden sonra “ben bu sporu bırakacağım” diye ağlayan veya ağır depresyona giren kızını nasıl teselli etmişti her defasında… Zor spordur tenis. Takım oyunu gibi değildir. Yalnızsındır sahada dünyaya karşı…

Böylece Kerber, 2016 Avustralya Açık ve Amerika Açık şampiyonluklarından sonra, 3. büyük turnuvayı da kazanmış oldu. Fransa Açık’ı da bu listeye ekleyebilirse, kariyer Grand Slam’ini başarmış olacak -ki bu da büyük bir başarıya yaklaşmak demek.

WİMBLEDON “ANNE” SERENA’YA HANGİ JESTİ YAPTI?

Maçtan önce tenisseverler galip konusunda bir tahminde bulunacak olsalar büyük ihtimalle ciddi oranlarda Amerikalı sporcuya şans tanırlardı. Onun acımasızca rakiplerini sağa sola savurmasına alışık olan herkes, bugün de benzer bir karşılaşma bekliyordu. Gerçi Serena on ay önce yaptığı doğumdan sonra henüz 4. turnuvasını yaşıyordu ama Serena, her zaman Serena’ydı. Müdafaa oyunu ile tanınan solak raket Kerber’de büyük ihtimalle 65 dakikada ve yalnız iki küçük sette gelecek böyle bir zaferi beklemiyordu. Çünkü Serena, önce çeyrek finalde güzel İtalyan, Macerata fatihi İtalyan Giorgi’yi, 3/6, 6/3, 6/4 elemiş, yarı finalde de  güzelliğiyle dikkat çeken bir başka Alman’ı, Goerges’i yenerken çok formda olduğu izlenimini vermişti. Goerges’in Venus Williams’ı saf dışı bırakan Hollandalı Bertens’i de yendiğini hatırlarsak bu galibiyetin önemi artıyordu. Verdiği büyük aradan sonra dünyada 184. numaraya kadar düşen Serena’yı buna rağmen Wimbledon 25’inci seri başı olarak plase etmişti. Çünkü kadınların çocuk yaparak bu şekilde “cezalandırılmaları”na karşı, bir jest yapmak istiyordu “All England Lawn Tennis Club”. Amerikalı sporcu kazansa, Avustralyalı güler yüzlü sempatik şampiyon Evonne Goolagong’un 1980 zaferinden sonra kazanan ilk “anne” olacaktı… Serena için, her şeye rağmen bu da büyük başarı demek isterim, ama bunu söylesem başta kendisi kızar. Bazılarına ikincilik hiçbir zaman oturmaz bildiğiniz gibi… (Fenerbahçeliler ne demek istediğimi iyi anlarlar). 7 kere Wimbledon’u, 23 kere Grand Slamleri kazanmış bir insan, hiçbir ikincilikle avunamaz. Özellikle Avustralyalı Margaret Court’un 24 Grand Slam’li rekorunu egale etmeye çalışırken…

Kerber’e gelince… 1988 Bremen doğumlu savaşçı sporcu için bugün ve hatta bu yıl, hep bir rüya olarak hatırlanacak. Yarın küçük bir turnuvada kimsenin tanımadığı genç bir kıza yenilse bile! Letonyalı Jelena Ostapenko gibi artık ünlü bir ismi 6-3, 6-3 yenerek finale çıktığında da bu hızlı ve nispeten kolay şampiyonluğu Serena Williams’tan söküp alacağına o da inanamazdı! O Ostapenko ki, Avustralyalı Konta ve Belçikalı Mertens gibi önemli isimleri saf dışı bırakan Slovak Cibulkova’yı iki sette yenerek çıkmıştı yarı finale..

FİNAL MAÇININ ANALİZİ

Aslında Kerber’in çok kendine has bir stili var. Uzun geri vuruşlarda, topun kendisine yaklaşmasına müsaade edip, çömelerek ayaklarından güç alıp neredeyse tamamen dizleri üstünde vurduğu backhandlerin her birinde, ben “eyvah bu sefer yere düşecek” diyorum! Ama Kerber düşmüyor! Koşuyor, olmayacak toplara yetişiyor, her birini ölümüne oynuyor. Hedefi belli: hem kendi rüyasını gerçekleştirmek, hem de 1996 Steffi Graf şampiyonluğundan sonra bu dev kupayı tekrar ülkesine kazandırmak.

Maçın ilk setinde ilk oyunu Serena’nın servisinde kazanan Kerber, 2-1 öndeyken kendi servisini kaybedince oyuna denge geldi. 3-3’te Serena’nın servisini Alman sporcu tekrar kırıyor ve ardından seti 6-3 kapıyor. İkinci setin akışı da çok farklı değil. Puanlar da benziyor, oyunun akışı da, skor da aynı: 6-3. Savunmada harikalar yaratan Kerber, maçta yalnız 5 basit hata yaparken, bu rakam rakibi için 24! Bu arada geriden uzun, sert ve tutarlı sağ sol vuruşlarla oyunu kontrol eden Alman karşısında fileye çıkarak agresif kimliğiyle oyunu dengelemek isteyen Williams, burada da ya çok hata yapıyor, ya da Kerber’in passing shotlarına maruz kalıp delik deşik oluyor. Açık konuşalım kendisi de beklemiyor bunu…

Bu arada maçı televizyondan seyrederken, ekranda sık sık prenslerin eşlerini görüyoruz: Cambridge düşesi Catherine ve Sussex düşesi Meghan bunlar. Muzırlık ruhuma işlemiş: Onların gülümseyerek yürüttükleri sohbete kafamda konuşma baloncuğu koyuyorum: “Eee, sen nasıl tavladın senin prensi, anlat bakalım, önce sen anlat…”

Tebrikler Melek, her şeye rağmen Serena’nın Wimbledon finalinde yenilebilir bir insan olduğunu kanıtladın yine. Anneliğine daha şefkatle bakacağız artık…

*: Bu yazı, Kort Dergi 17’nci sayıda yayınlanmıştır.

Tüm Yazıları
Bedri Baykam