istanbul escort

REKLAM REKLAM

Djokovic finali tek başına oynadı!

, kategorisinde, 10 Şub 2019 - 10:38 tarihinde yayınlandı
Djokovic finali tek başına oynadı!

Yıllardır büyük finallerde seyircinin genelde geri plana attığı isim olan Djokovic, Nadal karşısında maçı domine etti ve rahatça kazandığı şampiyonlukla slam sayısını 15’e çıkardı.

 

Kim ne derse desin, slam turnuvalarının havası ve etkisi diğer hiçbir tenis karşılaşmasına benzemez. Belki kıyaslanabileceği tek şey, Davis Kupası finali! Onda da hak eden iki dev tenis ülkesi finale kalabilmişse… Sonuçta Melbourne’de Avustralya Open’ı, US Open’ın ardından özlemiştik. Neredeyse 150 gün bu büyük slam heyecanından mahrum kalmıştık!

Herkes Federer, Djokovic ve Nadal arasındaki bitmez tükenmez hesaplaşmaların bu sefer hangi maceralara gebe olacağını merak ediyordu. Formda bir Djokovic, turnuvanın üst yarısında, yalnız Rus asıllı Kanadalı Shapavalov ve Rus Medvedev’e birer set kaybederek finale kadar yürüdü. Djoko, çeyrek finalde maçı bir buçuk set sonra sakatlanıp bırakan Japon gururu Nishikori’yi yenecekti. Dördüncü turda, Nishikori’ye 3-2 yenilen İspanyol Carrena Busta, maç sonunda hakeme olan kızgınlığından resmen delirdi. Bu seviyede bir tepkiyi, en son galiba 1979 veya 80’de Roland Garros’un yan kortunda Nastase’nin kendisini çıldırtmasına tepki veren Amerikalı genç bir tenisçiden görmüştüm. Aslında Busta’nın tepkisinin kökeninde belki ilk turda bir ölüm kalım maçından canlı çıkmış olması yatıyordu. İtalyan Vanni’yi, ilk iki seti kaybetmiş olmasına rağmen dönüp yenmiş, ardından tatlı sert maçlarda İlya İvashka ve İtalyan Fognini’yi devirmişti. Kaybettiği maçta son setin 10 puanda biten uzun karar tie-breakinde 8-5 öndeyken hakemin yaptığı bir ağır hata onu çileden çıkarmıştı.

Normalde Djoko’nun yarı finalde karşılaşması gereken rakibi, Fransız Lucas Pouille değil, Avusturyalı Thiem veya Rus asıllı Alman Zverev’di. Thiem, iki set mağlupken Popyrin’e karşı maçı terk etmiş, bu oyuncu ise hemen ardından Pouille’a mağlup olmuştu. Hem de yine beş setlik nefes kesen bir maçtan sonra…

Aynen dördüncü turda Raonic’e kaybettiği müsabakadan sonra raketini yerde paramparça eden Zverev gibi… Ama şu farkla: Birçok ikincil derecede önemli turnuva kazanan ve ATP klasmanında dünya 4 numaraya kadar yükselen, hâlâ yeni evrensel yıldız adayı Zverev, şu ana kadar büyük turnuvalarda henüz bir yarı final göremedi. Onu ve Wavrinka’yı yenen Raonic ise sükuneti ve centilmenliği ile kendisinden güzel şeyler bekleyenlerin umutlarını canlı tutmayı başarıyor. Ancak Raonic de 4 sette turnuvanın sürpriz çıkış yakalayan Fransız Pouille’a postu deldirecekti. Pouille, ondan önce de 4 sette Hırvat Borna Coric’i eleme başarısını göstermişti. Fransız tenisçi, bu çarpışmalardan sonra canlı kalıp yarı finalde ‘terminatör’ Djoko’nun karşısına çıkmaya hak kazandı.

TIAFOE VE FEDERER FATİHİ TSITSIPAS!

Agut gibi son sekize kalan diğer bir isim, ilk 32 seri başı tenisçi arasında adı geçmeyen ABD’li genç oyuncu Tiafoe’ydi. O da çeyrek finalde Nadal’ın karşısına çıkana kadar önüne gelen her yıldızı defetmeyi başarmıştı. İkinci turda 5 numaralı seri başı ünlü Kevin Anderson, üçüncü turda 5 sette İtalyan Andreas Seppi, dördüncü turda ise birkaç yıl öncesine kadar dünyanın zirvesine aday olan ‘komşu’ Bulgar Dimitrov… Dimitrov’u  7-5, 7-6, 6-7, 7-5 ile eleyen genç yıldız adayı, buna karşın Nadal’a karşı çeyrek finalde direnç gösteremeyerek 3-0 yenildi. Turnuvanın dikkat çeken ismi olan bu genç Amerikalı’nın ailesini kurtarmak için tenisçi olması ve fakir anne babasına iki ev hediye edebildiği anı, hayatının en güzel günü olarak tanımlaması, buradaki özetlerimize en zirveden girmeyi hak ediyor.

Çeyrek finalin diğer sürpriz ismi Batista Agut da bu safhada Avustralya 2019’a en büyük damgayı vuran Yunan tenisçi Tsitsipas’ın karşısında buldu kendini… O da oraya gelene kadar, karşısına çıkan herkesi ilginç bir şekilde dörder sette yenmişti. Ama bunlardan birisi dünya tenisinin en özel ismiydi: Kral Federer! Tsitsipas, ona karşı ilk seti 7-6 ile tie- break’te kaybettikten sonra kendisi üzerine iddiaya girecek fazla tenis sever bulamazdı. Buna karşın o andan itibaren maçı bırakacağı yerde, her zor virajda inanılmaz bir konsantrasyonla, aşırı yakın geçen üç seti de kazanmayı başararak bir büyük zafere imza attı: 6-7, 7-6, 7-5, 7-6. Bu büyük galibiyetin hemen ardından televizyonlarda bundan yedi yıl önce, İsviçreli kral yine aynen kralken, küçük bir Yunan çocuğun onun hakkında söylediği sözler yankılanıyordu: “Ben Yunanım, hayattaki idolüm Federer.”

Son olarak idolünü turnuva dışına ittiği maçtan sonra kendisiyle yapılan röportajlarda ise şunları söylüyordu soğukkanlılıkla aynı genç: “Benim açımdan bir sürpriz yok, buralara gelmeyi bekliyordum.” Gerçekten de o anda genç Tsitsipas’ın söylediği her şey doğruydu. O özgüven olmadan, koca Federer’e sahayı dar eden o açılar, o incelikli kısa toplar, o tedirgin edici sükunet bu şekilde sahaya sürülemezdi. Ayrıca gönülleri fetheden genç Yunan’ın, çocukken ve ardından stili oturana kadar; nasıl gece gündüz Federer’in oyununu yakından izlediği, gayet rahat görülebiliyordu.

Normalde büyük slam turnuvalarında yarı finaller ve final büyük oranda inanılmaz çekişmeli maçlara sahne olur. Bu karşılaşmalar aylarca unutulamaz ve konuşulur. Örneğin, iki yıl önce burada oynanan Federer – Nadal finalinde olduğu gibi… Halbuki bu yıl turnuva bu açılardan çok şanssız üç maç yaşadı. Tsitsipas, yarı finalde Nadal karşısında dağılıp gitti. Aynen çok güzel müsabakalar oynayarak geri oyununun gücüyle herkesi şaşırtan Fransız Davis Kupası oyuncusu Pouille’un, Djokovic’in şaşırtıcı seviyesi karşısında eridiği gibi. Çoğu zaman bu maçların, en az final kadar analizini yaparım. Ama emin olun bu sefer söylenebilecek pek bir şey yoktu! Ama bir tek şey kesin: Seyirci Tsitsipas’ı çok sevdi. Önümüzdeki birkaç yılda tüm büyük şampiyonluklara da göz diktiği ortada. Federer’in yerine göz diktiğini de benden duyun ve unutun.

FİNALİ TEK BAŞINA (!) OYNAYAN DJOKOVIC

Heyecanla belki 4-5 saat sürebilecek bir Avustralya finali için iyice hazırlandık, çayımız kahvaltımız, not tutacağım özel olarak itinayla hazırladığım çizelgeler, her şey elimizin altındaydı. (Çünkü benim basit hata kriterlerim TV yorumcularınınkilerle her zaman bağdaşmıyor) Zorla sevgili kuzenim Mustafa Yalçın’ı bile yanıma getirttim, “yılın en muhteşem maçlarından biri olacak sakın kaçırma” diye…

Her ne kadar Avustralya Açık’tan önce aylarca hiçbir turnuvaya katılmasa da, Nadal 15 gün boyunca Melbourne’de çok formdaydı ve bu maç nefes kesecekti.

Sonra ilk servis atıldı. Ne kadar ilginçtir ilk 2-3 oyunda hemen anlaşıldı ki bugün sahadaki Nadal, bizim belleğimizdeki Nadal değildi. Djokovic ise, gerçekten geçen yıldan beri tekrarladığımız şekilde oyununun üstüne sürekli değer ekleyerek yol almaya devam etmişti. Nadal’ın forehand’lerinde üst üste gelen basit hataları ve büyük rakibinin özellikle backhand’leriyle yaptığı muhteşem puanlar, oyunun dengesini en baştan etkiledi. Djokovic servisten doğrudan kazandığı puanların de ivmesiyle 3-0 öne geçtiği bu seti, kendi servisinde yalnız tek bir puan kaybederek ilk seti 6-3 ile hanesine yazdı.

Maçın başında çoğunluğu Nadal’ı destekleyen Avustralya seyircisi şaşkınlık ve hayal kırıklığı arasında gidip geliyordu. O anda Nadal’ın yediği ağır baskıya karşı oyunu nasıl çevirebileceğini bütün tenis eksperleri gözden geçiriyordu, ama pek bir teorik sonuca bile varamadan! Belki daha önde durup oyunun akışını değiştirmek için sazı eline almayı, agresif oynamayı deneyebilirdi, ama 2. setle beraber bu düşünce de sahaya yansıtılamadı. İlk iki servis oyununu kazanan Nadal, seyirciye küçük bir ‘acaba’ dedirttiyse de, o noktada Sırp şampiyon yine İspanyol boğasının servisini ve direncini kırmayı başardı.

Özellikle takip eden oyunda Nadal ilk defa puanları 40-40’a taşımayı başarmasına rağmen, Djoko efsanevi rakibini maça sokmamaya sanki yemin etmişti. 4-2’de Nadal’ın servisini ikinci kere üst üste kıran Djokovic, ardından kendi servisinde üst üste attığı üç ‘ace’le bu ikinci seti de 39 dakikada bitirmeyi başardı. Özellikle servis kalitesinde farkını ortaya koyan Djoko, ilk iki sette tek bir vole puanı kazanmadan durumu 2-0’a taşımıştı.

Bütün bu yaşanan hızlı gidişata karşın kimse koca Nadal’ın hiçbir reaksiyon vermeden bu şekilde pes edeceğine inanamıyordu. 3. setin başında da Nadal ilk oyunu aldı. Ama umutlar yine hızla suya düştü. Nadal 2. servis oyununda forehand paralelde bariz bir hata yaptıktan sonra, rakibinin klas bir kısa topuyla servisini yine kırdırdı. Sırp Şampiyon kendi servisini kolay kazandıktan sonra Nadal 3-2 gerideyken rakibinin servisini kırma ve sete ortak olma şansına erişti. Ancak fileye taktığı bir backhand kullanamadığı son şansı oldu. Ardından rakibinin son servis oyununda beraberliği yakalaması da yetmedi.

Maçın son oyununda Nadal kendi servisinde 15-40 gerideyken bir rallide backhand’ini bariz şekilde dışarı attı ve “Nole” o anda mütevazı bir şekilde fileye yürüyüp kendisine sarılarak Avustralya Açık’taki yedinci şampiyonluğunu kayıtlara geçirdi. Maçın sonunda iki şampiyonun centilmence birbirleri hakkında söyledikleri güzel sözler, yine tenisin erişilmez güzelliğini ortaya çıkaran anlardı. Her şeye rağmen, Nadal’ın ilk defa bir slam finalinde set alamadan mağlup olması, çok şaşırtıcıydı. Kendisinin de özellikle iki hafta boyunca o kadar mükemmel oynadıktan sonra bunu beklemediğine eminim. Ama sonuçta, bir finalde ne yaşanırsa yaşansın Nadal, Nadal’dır… Paris’i haziranda yine kazanırsa, şaşırmayın…

SAVAŞ GÜNLERİNDE BALKANLAR’DA BÜYÜYEN ŞAMPİYON

1990’larda Balkanlar’ı yerle bir eden o vahşi savaşın ortasında büyüyen bu genç çocuk, inançla arzuyla azimle Batı’da bir eli yağda, bir eli balda en lüks ortamlarda tenis oynayan milyonları arkasında bırakıp, kendi efsanesini en güzel şekilde yazmıştı. Avustralya Açık kayıtlarında Federer ve Emerson’u arkasında bırakan Djokovic, elinde tuttuğu slam turnuvası sayısında da böylece Federer ve Nadal’a bir adım daha yaklaşarak 15. dev turnuvasını kazanmış oldu.

Onun henüz 31 yaşında ve kendisine çok iyi bakıyor olması, slam şampiyonluk sayısında önünde bulunan iki rakibini de aşma şansının yüksek olduğunu bize düşündürüyor. Özellikle her sene kendi oyununun üstüne ekleyerek, kendini geliştirerek yürümeyi başardığı için…

Daha önceleri en iyi müdafaa oyununda sahip olduğu bilinen Sırp şampiyon, artık geriden kurduğu oyununda hem inanılmaz açılar buluyor hem de vuruş sertliğini son derece arttırdı. Djokovic hakkında son söyleyeceğim şu: O yıllardır kazandığı 15 dev turnuvanın neredeyse tamamında, finalde ve hatta bir ölçüde turnuva boyunca, seyircinin tercihi olmadı. Tribündekiler hep onun büyük rakiplerini tuttu; ama bu artık değişmek üzere! Dünya artık Djoko’ya saygı duymayı ve onu sevmeyi öğrenecek!

*: Bu yazı, Kort Dergi 19’uncu sayısında yayımlanmıştır.

Tüm Yazıları
Bedri Baykam
watch movies online maltepe escort alanya escort konya escort atasehir escort

%d blogcu bunu beğendi:
maltepe escort
kartal escort