maltepe escort
alanya escort

istanbul escort

maltepe escort

alanya escort

REKLAM REKLAM

Novak Wimledon’dan bildiriyor: Ben, geri döndüm!

, kategorisinde, 15 Ağu 2018 - 09:08 tarihinde yayınlandı
Novak Wimledon’dan bildiriyor: Ben, geri döndüm!

2016 Roland Garros şampiyonluğunu elde ederek kariyer slam’ini yaptıktan sonra hedefsiz kalan ve ardından sakatlanıp istikrarsız sonuçlar alan Djokovic, Wimbledon’da yeniden küllerinden doğdu ve tam anlamıyla geri döndü.

 

Gelelim erkeklere… Novak Djokovic 4’üncü kere Wimbledon finalini kazandığında beni en çok etkileyen sahne, sevgili oğlu dört yaşındaki Stefan’ın babası kupayı kaldırdıktan sonra alkış tutmasıydı. O sahnenin 13’üncü Slam turnuvasını müzesine götüren Sırp şampiyon için dünyadaki her şeyin üzerinde olduğu o kadar belliydi ki…

Fakat turnuvadan ve maçtan bahsetmeden önce yüksek izninizle Dünya Tenis Federasyonu ve Futbol Federasyonu (FİFA)’ya esefle kınadığımı bildirmek istiyorum. Dünyanın göz bebeği bu iki spor dalından hiçbirisinin diğerini küçümseme hakkı yok. Maç saatleri çakışınca futbolda Dünya Kupası finalinin yarısı Wimbledon finalinin 3. setiyle kesişti. Ve resmen sporseverler mağdur edildi. İki maçtan birini veya diğerini 2 saat ileri veya geri atmak bu kadar mı zordu?

TURNUVA NASIL GELİŞTİ?

Her Slam turnuvasında, hele Wimbledon’da sık sık olduğu gibi, ilk turlar çoğu zaman dış kortlarda olmadık sürprizlere sahne oldu oldu. İsviçreli Wawrinka ve Bulgar Dimitrov gibi, bu turnuvada en azından çeyrek final oynayabilecek isimler ilk turda karşılaştı. Kırılan testi Dimitrov’du. Fakat o da hemen ardından İtalyan Fabbiano’ya 3 sette mağlup oldu. Yine bir başka sürpriz, aktifinde Slam şampiyonluğu olan Marin Cilic’in Arjantinli Pella’ya 5 sette yenilmeseydi. Pella’da zaferin sarhoşluğu ile Amerikalı McDonald’a 3 sette elenip kayboldu. Wimbledon 2018’in benim gizli hem açık yıldızı her biri beş sette üst üste  dev galibiyetler alan Litvanyalı Ernests Gulbis’di. 4’üncü turda da bir türlü Slamlerde oynayamayan ve kendisine bağladığım umutları törpüleyen Rus asıllı Alman Alexander Zverev’i yine 5 sette çıkardı, hem de son set halka (bagel) takarak… Alman Kohlschreiber ise nefis stiliyle yine iyi oynadı ama 3. turda Anderson’a 6-3, 7-5, 7-5 yenildi. Kanadalı Yıldız Raonic ve Isner’in çeyrek final maçını 4 sette ABD’li kazandı. Turnuvanın bir inanılmaz maçı da yine çeyrek finalde Nadal’ın Arjantinli dev isim Del Potro’yu 5 sette, 2-1 geriden gelip yendiği maçtı. Anderson ise, 4. turda da Monfils’i çok çekişmeli maçtan sonra yenerek Federer’le çeyrek finalde oynama hakkını kazandı.

PEKİ FİNALİSTLER O NOKTAYA NASIL GELMİŞLERDİ?

Efsaneye dönüşecek hikayeler var bu noktada… Bu dev turnuvaya hiç alışık olmadığı şekilde girmişti Djokovic. Verdiği ciddi ara, geçirdiği ameliyat, oynayamadığı dönemler onu çok geriye attıktan sonra, şimdi ancak 21 numarada ve 12’inci seri başı olmuştu. Ancak maçlar oynadıkça büyük şampiyonun hızla eski formuna ve istatistiklerine dönme işaretleri verdiğini gördük. 3’üncü tur ve çeyrek finalde, Edmund ve Nishikori’ye birer set vermiş olsa bile, maçların genelinde adım adım özgüvenini kazanan bir “Djoko” vardı. Ama onu bugün aldığı şampiyonluktan bile daha çok tekrar zirveye taşıyan maç, iki güne yayılan, Nadal ile yarı finalde yaptığı maçtı. 6-4, 3-6, 7-6, 3-6, 10-8’lik maraton bir tenis ziyafetiydi bu. O maçın nefes kesici 5. setinde, iki kez, 4-4 ve 7-7’de Novak servisinde 15-40 geri düştü. Oralarda tek puan kaybetse, ardından Nadal maç için servis atacaktı. Her iki kritik durumda da muhteşem servislerle işi çözmüştü Djoko. 9-8’de Nadal servisini sıfıra karşı kaybedince Djokovic kendisini finalde buldu.

Rakibi Anderson’ı ise finale taşıyan, bir değil iki unutulmaz maçtı. Çeyrek finalde, dünya tenisinin tartışılmaz ekselansları Roger Federer’e karşı, 3 sette yenilmek üzereydi Güney Afrikalı Anderson. İlk iki seti 2-6 ve 6-7 kaybettikten sonra, Federer 5-4 ve Anderson’ın servisinde 30-40 ilerideyken, maç topu kazanmış oldu. Güney Afrikalı oyuncu servis attı ve ardından ne olacaksa olsun der gibi Federer’in ünlü backhandine abanarak fileye çıktı. İsviçreli şampiyon topu dağlara taşlara yollarken, o anda bile, kimsenin bu maçın birkaç dakika sonra biteceğinden şüphesi yoktu. Ama Anderson’ın farklı planları vardı. Maçı o andan itibaren toptan değiştiren Anderson, geri kalan setleri 7-5, 6-4, 13-11 alarak daha önce yalnız iki tenisçinin (Fransız Tsonga ve Djokovic) başardığı inanılmazı gerçekleştirdi.

Anderson’ı yarı finalde bekleyen rakibi ise 2.08’lik boyuyla her açıdan gerçek bir dev olan dünyanın en iyi servisi John Isner’di! İşte bu maç da her açıdan Wimbledon tarihine geçti. Bir servis ve tenis resitali olarak süren karşılaşmayı 7-6, 6-7, 6-7, 3-6, 10-8 kazanarak Anderson adeta herkesi sportmenliği, kararlılığı ve dayanıklılığıyla büyüledi. İşin en ilginç tarafı, günün mağlubu Isner’in, tenis tarihinin en uzun maçını 2010 yılında Fransız Mahut’ye karşı 5’inci sette 70-68 kazanmış olmasıydı. Isner bu sefer maratonu kaybetti. Anderson’ı finalde gördüğümde, kaçınılmaz şekilde aklıma aynı Wimbledon’da 2015’de Marsel İlhan’ın ondan ilk seti alıp, 2. sette 3 set topu kaçırdığı maç geldi… Ne demek istediğimi anladınız. İçim cızz etti.

FİNAL MAÇININ ANALİZİ

Neyse geçelim… Diyelim ki, belki 10 sene sonra da biz o finalde Yankı Erel veya onun bir arkadaşını alkışlarız! Sonuçta öyle gelmişlerdi finale. Biri hayatının ilk Slam turnuvasını kazanmak istiyordu, diğeri ise henüz ölmediğini, Federer ve Nadal ile beraber dünyanın en önemli üç tenisçisinden biri olmaya devam ettiğini kanıtlamak istiyordu. Djokovic, maça başından itibaren ağırlığını koydu. İlk oyunda rakibinin servisini kırdı, sonra bunu bir defa daha gerçekleştirdi ve ilk seti kolaylıkla 6-2 kapadı. 2’inci set, ilkinin kopyası gibiydi. Djokovic yine en başında rakibinin servisini aldı ve ardından aynı skorla durumu 2-0’a taşıdı. Bu iki setin nasıl geçtiğine bakarsak, göze çarpan noktalar şunlardı: Anderson’ın en önemli silahları, finale çıkana kadar hep servis ve düz vuruşu, yani forehandi olmuştu. Halbuki ilk 2 set boyunca, Anderson, servisten çok az sayı çıkarabildiği gibi, forehandiyle de üst üste inanılmaz adette basit hata yaptı. Bunun ana nedeni, o finale psikolojik olarak hazır olmamasıydı. Anderson büyük ihtimalle o Merkez Kort’ta kafasının içinde, gecikmiş performanslarının muhasebesini yapmakla meşguldü. Bilinç altında bunları düşünmekten, 2 set boyunca maça giremedi. Djokovic ise, hem çok daha iyi servis attı, hem de oturmuş, az hata yapan konsantre bir oyun oynadı.

3’üncü sete girerken, herkes Anderson’dan gecikmiş de olsa bir tepki bekliyordu artık. Nitekim bu yaşandı. Güney Afrikalı oyuncu servisini kaybetmeden 5-4 ileri geçti ve o oyunda, set topu kaçırdı. Artık maça asılıyor ve yere sağlam basıyordu. Arkadan geleni hep tutan seyirci de “saflara” geçmişti! 6-5’te Anderson bu sefer rakibinin servisinde 15-40 ve ardından avantaj yakaladı. Djokovic her birini güçlü servisler ve ofansif korkusuz oyunuyla savuşturmayı bildi. Tie-break’de ise, sahada artık yalnız Novak vardı. Her puanı dikkatli şekilde oynayarak dördüncü defa dünyanın en büyük şampiyonluğuna ulaşırken, belki kendisi için gerçekleştirdiği esas inanılmaz şey, “Ben bu sporun zirvesine tekrar çıkabilecek miyim?” sorusuna verebildiği yanıttı. Kazandığı 3 milyon dolardan çok daha önemlisi, özgüveni ve artık samimi olarak etrafa dağıttığı gülücüklerdi. Maçın bittiği anda bakışları adeta “Ben geri döndüm. İşte bakın, kanlı canlı buradayım. Ben Novak” diye haykırıyordu… Sırp şampiyon tekrar dünyada ilk 10’a girerken, Anderson’da 5 numaraya yükselerek kariyerinde zirve yaptı.

Tüm Yazıları
Bedri Baykam
%d blogcu bunu beğendi: