maltepe escort
alanya escort

istanbul escort

maltepe escort

alanya escort

Osaka ‘büyük giriş’ini teyid etti!

kategorisinde, 19 Şub 2019 - 08:33 tarihinde yayınlandı
Osaka ‘büyük giriş’ini teyid etti!

Amerika Açık’ta psikolojik savaşı kazanan ve Avustralya Açık’ta ikinci slam’ini kucaklayan Osaka, artık bir ‘süperstar’ ve farklı oyun yapısıyla herkes için büyük bir tehdit!

 

Japonlar hem gururlarına hem de ülkelerine çok düşkün insanlardır bildiğiniz gibi. Bir Japon tenis şampiyonunun “inşası” da, aynı gerekçelerle, hem zor, hem çok içsel, hem de bir ülkenin derin tarihsel yükünü taşıma mecburiyetini beraberinde getiren bir ağır ödev. Uzun lafın kısası, Japonlar için bir tenis turnuvası aslında bir tenis turnuvasından çok daha fazlasıdır. Uluslararası bir gurur ve sorumluluk vesilesidir. Japonların diğer bir insana kartlarını uzatırken bile nasıl mahcup şekilde baktıklarını, nasıl eğildiklerini, nasıl hafiften gözlerini kaçırdıklarını bilen bilir. Öte yandan Zen felsefesiyle yukarıda aktardığımız halet-i ruhiye doruklara çıkarken, bu sessiz, içine kapalı, saygılı ve bilinmeyenlerle yüklü profil, spor sahasında bazen bu Uzakdoğulu özel ve farklı kanı taşıyan insanların bir ‘Samuray’ cengaver profiline dönüştüklerini görüyorum. Savaşçı, içindeki gücü ölümüne dışarı akıtan, olmayacak fizik kapasitelerini zorlayan, bambaşka bir profil.

Teniste de bunun anlamı, inanılmaz toplara yetişmek, ölesiye varını yoğunu ortaya koymak, bitti denilen puanları diriltmek, beceri eksiklerini inanç ve fizik zorlama ile yukarıya çekmek… Kei Nishikori, bu söylediklerimi uygulayan en önemli Japon isim. Erkek tenisinde daha önce Amerika Açık’ta finale çıktı, ancak şampiyon olamadı. Halbuki, geçen yıl Amerika Açık Finali’nde Serena Williams’a o meşhur hakem kavgalarıyla geçen maçta dünyayı dar eden Naomi Osaka, orada kazandıktan sonra ilk katıldığı slam turnuvasından yine şampiyon çıkmayı başardı. Bu Japon tenisinin, elde ettiği ilk slam zaferleriydi. Dolayısıyla Osaka’nın Japon ve Uzakdoğu kültüründe şu andan itibaren elde ettiği yeri, başka bir kültürden gelen insanların tam anlaması kolay değil. Onu anlayacak tek tenisçi ilk Uzakdoğulu şampiyon Li Na!

SERENA’NIN ACI MAĞLUBİYETİ

Dünya kadın tenisinin zirvesine en kalıcı damgayı vurmuş isimlerden olan Serena, dördüncü turda, dünya 1 numarası Simona Halep’in karşısında buldu kendini. Hem de bu Rumen tenisçi, bir önceki turda Serena’nın sevgili ablası Venus’ü 6-2, 6-2 ile ezerek yenme cüretini göstermişti! Eski ve yeni bir numaraların çarpışmasında, galip gelen Serena oldu. İlk seti kolay kazandıktan sonra, ikinciyi vermesine karşın maçı son sette 6-4 ile hanesine yazdırmayı bildi. “Annenin dönüşü” böylece güzel bir tescil daha almış oldu! Serena’nın çeyrek finaldeki rakibi, ciddi bir çetin cevizdi: Karolina Pliskova.

Pliskova, ikinci turda ABD’li Madison Brengle’e ilk seti vermesine karşın 4-6, 6-1, 6-0 ile kazandı ve ardından aynı benzer tarifeyle İtalyan Giorgi’yi de 2-1 yendi. Teorik olarak kendisini dördüncü turda bekleyen ünlü rakibi İspanyol Garbine Muguruza’ya karşı daha çok zorlanması lazımdı ama öyle olmadı. Daha önce Fransa Açık ve Wimbledon kazanmış rakibi karşısında Pliskova, sert forehand’leri ve servisleriyle maçı 6-3, 6-1 ile kazandı ve Serena’nın karşısına büyük kapışma için çıkmaya hak kazandı.

İşte bu maç, tenis tarihinin neresine girer onu bilemem, ama Serena Williams’ın ‘makus talihli maçlarım’ kitapçığına girmeyi hak edeceği kesin! Topa çılgın bir sertlikte vurma hakkını sonuna kadar kullanan iki isimden Pliskova ilk seti 6-4 kazandı. Serena ikinci seti aynı skorla aldıktan sonra, üçüncü sette ağırlığını feci koydu ve 5-1 öne geçti. Servis de kendisindeydi üstelik. ‘Canavar’ işbaşı yapmıştı anlayacağınız. İşte orada tarih bir U dönüşüne girişiverdi. Önce hakem büyük risk alarak (!) Serena’ya ayak hatası verdi. Aynı puanda Serena, Pliskova’dan ters ayak bir top yiyince bileğini burktu. Sonuçta toplam 4 maç topu kurtaran Pliskova, 6 oyun üst üste kazanarak mucizeyi başardı! Pliskova, slamlerde Serena’yı 2 kere yenen çok az sayıda tenisçiden biri…

OSAKA’NIN FİNALE GİDEN YOLU

Osaka’nın turnuvadaki kurbanları arasında üçüncü turda, Uzakdoğulu Hsieh vardı. Kendisi geçen yıl Wimbledon’da dünya 1 numarası Halep’i yenerek dünyada ilk 25’e giren ilk Tayvanlı tenisçi olmuştu. Ama o Uzakdoğu kapışmasını Osaka, zor da olsa geçmeyi başarmıştı: 5-7, 6-4, 6-1. Dördüncü turda Letonyalı Sevastova’yı da 3 sette geçen Osaka, kendisini çeyrek finalde karşılayan turnuva 6 numarası Svitolina karşısında zorlanmadı. Tek yanlı bir maçtan sonra, skor 6-4, 6-1 ile Osaka’ya yazıldı. Artık gözler o büyük yarı finale çevrilmişti: Osaka – Pliskova…

İtiraf edeyim o maçın başlangıcında hem tahminlerim, hem de hafif eğilimim Pliskova’dan yanaydı. Ama ikinci seti almasına rağmen ‘dişi samuray’a 6-2, 4-6, 6-4 ile yenilmekten kurtulamadı. Pliskova’nın otomatiğe bağladığı ve artık hata yapmadan vurduğu çapraz backhand’leri, rakibini sahadan taşırmayı başardığı dekruaze forehand’leri, sahada uyguladığı dikey baskı hattı, her biri onu her maçta herkese karşı ‘favori’ gösterebilen özellikleri. Belki bu maçı Osaka’ya kazandıran gerçekten milli aidiyetinin getirdiği o küçük ekstra faktördü. Evet Osaka, gösterişsiz servisine rağmen o silahıyla çok puan alıyor, ‘filinta’ gibi olmayan fiziğine rağmen her topa yetişiyor, her açıyı yeniden Japon bir teknisyen gibi ölçüp biçebiliyordu. Ama o minnacık Japon duruşu farkından geliyordu zafere giden yol. Osaka finaldeydi artık…

ÇEK YILDIZ KVITOVA’NIN MUTLU DÖNÜŞÜ

Tablonun alt kısmına bakalım bir de şimdi, Kvitova’yı finale taşıyan yola… Çek Kvitova, çeyrek finale kadar sorunsuz geldi. Yolda kolay devirdiği isimler arasında İsviçreli Belinda Bencic ve Amanda Anisimova gibi genç raketler vardı. 2016 Aralık ayında evini soymaya çalışan hırsızın saldırısında önce boğazına bıçak dayanan, ardından sol eli ağır şekilde yaralanan Kvitova’nın halinden belki en iyi ben anlarım, bıçaklanmayı en ağır şekilde bizzat yaşadığım için. Aylarca turnuvalardan uzak kalan ve kendisini maddi manevi olarak tamir etmeye çalışan Kvitova ile empati kurmamak mümkün değildi benim için.

Çeyrek finalde Kvitova’nın rakibi olan Avustralyalı Ashleigh Barty, 3. turda geçen yılın şampiyonu Wozniacki’yi 6-4, 4-6, 6-3 ile yenen Sharapova ile oynamıştı. Ben ne yazık ki o ‘güzeller zirvesi’ni kaçırdım. Ama Barty’nin Masha’yı 4-6, 6-1, 6-4 ile yendiği maçı izledim. Setleri eşitliğe taşıdıktan sonra, Barty son sette 4-0 öne geçti. Ama bu hiçbir şekilde Sharapova’nın maçı bıraktığı anlamına gelemezdi. Masha’nın hayatını anlattığı kitabı ‘Unstoppable: My Life So Far’ı bu yıl okumuş biri olarak, artık benim bile ona bakışımda ciddi bir farklılaşma oldu. Oyun kalitesi, çekiciliği ve sempatikliğinin yanı sıra onun tenis kariyerine binbir güçlüğü aşarak nasıl babasıyla Amerika’da giriştiği maceradan canlı kalarak çıktığı apayrı bir efsanevi hikaye. Neyse o ayrı bir yazı. Sonuçta sizi ilgilendiren bölümü şu son sette 4-0 gerideyken bile Masha’nın maçı bırakmayacağını biliyordum.

Büyük bir azim ve konsantrasyonla Rus raket 4-3’ü buldu, hatta 4-4’e getirecek şansları da buldu ama değerlendiremedi. Son seti 6-4 ile kazanan Barty oldu… Hangi Barty mi? 2014-2016 arasında, 16 yaşındayken tenisten sıkılıp onun yerine iki yıl profesyonel kriket oyunculuğu yapan Barty!!! Tenise döndükten sonra teklerde ve özellikle çiftlerde basamakları hızla aşan Barty… O da ciddi bir alkışı hak ediyor. Sonuçta birinci yarı finalisti belli eden maç, Barty ve Kvitova arasında oynandı. Ama aynen Osaka-Svitolina çeyrek finali gibi, o da çok kolay bitti: 6-1, 6-4 ile Kvitova, eski kriketçi meslektaşını tribünlere hızla yollayıverdi.

KADINLARDA BÜYÜK FİNAL: OSAKA – KVITOVA

Osaka – Kvitova finali şu açıdan ilginçti: Ertesi gün hangi tenisçi kazanırsa kazansın dünya bir numarasına yükselecekti. Yani konu, bir değil iki sıfata gelip dayanıyordu!

Erkekler finalinin aksine, kadınlar finali harika bir çekişmeyle geçti! Maçın başında ilk sette her iki tenisçi de servislerini bazen zorda olsa kazanarak yollarına devam etti. 3-3’te, Osaka üç servisini kırdırma topunu kurtarmayı başardı. 5-4 geriden gelen Kvitova, sert forehandler ve kısa toplarla 5-5’i hızla buldu. Tie-break’ten önce, her iki tenisçi arasında geçen çok uzun ralliler, kısa toplar, güzel puanlar heyecan barometresini yükseğe çekti. Tie-break’te, rakibinin servisini de baştan kırarak ‘mini break’ yapan Osaka zorlanmadan seti (7-2) kazandı.

İkinci sete başlarken, tenis yazarlarının önünde bir istatistik dikkati çekiyordu: Osaka ilk seti aldığı son 58 maçın tamamını kazanmış! İnsan Kvitova’nın yerinde olmak istemez değil mi? Çek tenisçi, buna rağmen servis kırarak sete başladı ve 2-0 öne geçti. Fakat Osaka hemen buna karşılık verdi ve 2-2’yi buldu. O hızla Japon tenisçi beklenilmedik bir şekilde Çek raketin servisini tekrar kırıp 4-2’yi buldu. Yedinci oyun, bir setin çoğu zaman en önemlisidir. Bu noktada zorlanmasına rağmen Kvitova servisini korudu ve 4-3’ü buldu. Ardından Osaka nefis bir backhand’le oyunu kapayarak 5-3’e taşıdı skoru.

İşte ondan sonra bir final maçına yakışır çok ilginç şeyler yaşandı. Bir sonraki oyunda Kvitova servisinde Osaka 0-40’ta üst üste üç maç topu kazandı. Ama Kvitova akıllı ve güçlü forehand’ler ve çelik sinirlerle bu oyunu inanılmaz şekilde kurtardı! Ardından, Kvitova rakibinin bir çift hatası ve birkaç basit hatası ile servisini kırarak 5-5’i yakalarken, Osaka ilk defa hiddetlenerek elindeki topu hışımla yere fırlattı. Bu Japon tenisçinin belki iki finalde gösterdiği tek insani tepki reaksiyonuydu. Servisinde zorlanarak da olsa 6-5’i bulan Kvitova, ardından rakibinin bir çift hatası ve gerginliklerinden istifade ederek seti hanesine yazdı: 7-5!

Son sete Kvitova servisine ‘love game’ ile başlasa da, elindeki üst üste iki slam turnuvası kazanma fırsatını kaçırmak istemeyen Osaka, skoru 3-1’e çekmeyi başardı. Ardından Kvitova rakibinin servisinde skoru 3-3 yapmanın eşiğine kadar geldi, ancak bu önemli fırsatı kaçırdı. 2-4’te Kvitova 0-40’dan geri gelip servisine tutunsa da, Osaka servis oyunlarını kazanmayı başararak şampiyonluğu kucakladı. Maç topunda Osaka’nın servisini Kvitova backhand’iyle karşılayamayınca, Japon şampiyon tüm rahatlamasıyla coşku dolu finişe ulaştı. Önce yere çömeldi, sonra da fileye koşarak rakibine saygı dolu bir reverans yaptı ve teşekkür etti.

Osaka çok mutluydu, ama o yaşadığı korkunç saldırıdan çıktıktan sonra tekrar bir slam finaline çıkan Kvitova, belki ondan da mutluydu! O korkunç olaydan sonra tüm fiziksel ve manevi yaralarını sarıp tekrar zirvenin en üstüne oynayabildiğini dosta düşmana ispat etti!

Geçen sene dünya 72 numarası olan Osaka, şu anda iki slam zaferini hanesine geçirmiş bir ‘Dünya 1 Numarası!’ İşte tenis bunun için çok güzel! Sizi oynatan veya oynatmayan, takıma alan veya almayan bir hocanın kaprisleri yok. Yöneticilerle aranızın iyi ya da kötü olmasının doğrudan bir etkisi yok. İnancınız ve gücünüz varsa çıkar oynarsınız ve isterseniz herkesi yenersiniz ve buna da kimsenin yapabileceği bir şey yoktur!

*: Bu yazı, Kort Dergi 19’uncu sayısında yayımlanmıştır.

Tüm Yazıları
Bedri Baykam
%d blogcu bunu beğendi: