istanbul escort

REKLAM REKLAM

Takvimde düzenleme şart!

kategorisinde, 19 Ara 2018 - 22:15 tarihinde yayınlandı
Takvimde düzenleme şart!

Taze ATP Finalleri şampiyonu Alexander Zverev’in turun uzunluğu ve dinlenme zamanının kısalığı hakkında yaptığı açıklamalar, aslında geçmişten gelen soruları tekrar gün yüzüne çıkarmamızı sağladı.

 

ATP 2018 sezonu bitti ve acısıyla tatlısıyla dergimizin sayfalarında ayrıntıları ile işlendi işlenmesine de, yeni sezona şunun şurasında ne kadar kaldı ki? Kısa denilebilecek tatil programı, bu ayın sonunda bitecek. Ne şekilde olursa olsun, biz izleyiciler için bile takibi yorucu iken, sahnenin sahiplerinin çok bir zamanı kalmadı. Aralık ayının son haftası ile beraber tur; Güney yarım kürede, Basra Körfezi civarı ve Okyanusya Kıtası’nda start alacak.

Bu yüksek tempolu geçen sistemin dinamikleri, dışarıdan göründüğü kadar kusursuz değil elbet. Hiçbir konuda herkesin eş zamanlı memnun olamaması gibi, Profesyonel Tenisçiler Birliği ile (ATP) ilgili de yoğun eleştiriler ve talepler bulunmakta. Mesela uzun suredir oyuncular turun oldukça yoğun olduğundan, ATP’nin zorunlu kıldığı turnuva sayısının fazlalığından, off dönemin kısalığından ve gelir adaletsizliğinden şikayet ediyor.

GELİR EŞİTSİZLİĞİ

Dünyanın her yerinde olduğu gibi maalesef sporun bu güzide dalında da kazanç kısmında problemler mevcut. Biz izleyiciler genel olarak 10 ila 20 tenisçiden haberdar olsak da, sadece dünya sıralamasına kayıtlı 1.200 oyuncu (erkeklerde) ve bunun dışında henüz uluslararası yarışma hakkı elde edememiş birçok lisanslı sporcu bulunmakta. Evet, perdenin önü ne kadar parlak ve ihtişamlı dursa da şampiyon olmak kadar, bu sıfatı korumak da çok zordur. Büyük gayret ister, hayatınızdan büyük fedakarlıklar yapmanızı gerektirir. Elbet ödülü de büyük olacaktır, olmalıdır da. Hatta tenisin bugün milyon dolarlarla ifade edilen para ödülleri ile anılmasına vesile olan, tenisi popüler bir spor dalı haline getiren büyük yıldızlara; hem turnuva sahipleri hem de alt seviye oyuncular çok şey borçlu.

Bu yıldız isimler ne kazansa sonuna kadar hak etmektedir, ancak herkesin Federer, Nadal veya Djokovic olamayacağı da aşikar. Hatta bu grubun, kabaca turda yüzde %90 – 95’lerde olduğunu hesaba katarsak, turun dünyanın dört bir yanına yayıldığını, uçuş, konaklama, ekipman ve antrenör masraflarını da işin içine eklediğimizde, aradaki uçurumun azaltılması gerektiğini düşünüyorum. Yapılan istatistiklere göre dünya sıralamasında olan oyuncuların %81’i ya koçsuz çalışmalarına devam ediyor ya da bağlı bulunduğu ülkenin federasyonunun bulduğu antrenörlerle (her zaman olmuyor) çalışmalarına devam ediyor. Günümüzde aşırı derecede fiziksel hale gelen, tekniğin geri planda kaldığı bir evrilme yaşayan tenis için olmazsa olmaz fitness koçu, masörler, doktor masraflarını işin içine katmıyorum bile. Ekonomik çalkantıların yaşandığı, her şeyin oldukça pahalandığı bir dönemde bu oyuncuları da düşünmek lazım. Aksi takdirde turnuvalarda oynayacak sporcu bulmak bir o kadar zorlaşacak.

TURUN UZUNLUĞU – OFF DÖNEMİN KISALIĞI

Bu konu uzun süredir oyuncular konseyinin ve ATP’nin tartışma gündemlerinde. ITF ve ATP’nin belirlediği, sayısı üç aşağı beş yukarı yıllık her seviyeden 60 turnuva mevcut. Kural olarak bakarsak ilk 50 oyuncuları yıllık 4 Slam, 8 Masters ve biri US Open sonrası olmak üzere 4 tane de 500’lük turnuva oynamak zorundalar. Sezonun kabaca 30 Aralık itibariyle başladığını ve kasım ayı ortalarında bittiğini düşünürsek, altı turnuvanın (Slam’lere ek olarak Indian Wells ve Miami) iki haftalık olduğunu varsayarsak, oldukça sıkışık bir takvim olduğu net bir şekilde ortada. Bu kural ile ilgili istisnalar, belli bir kesim oyuncular için ise imtiyazlar mevcut. 12 yıllık profesyonel oyunculuk, 600 üzeri maç kazanma ve 31’inci yaştan gün alma şartlarını sağlayanlar bu kurala uymak zorunda değil. Bu şartları sağlayan da 3-5 kişi var malumunuz.

Oyuncular bu konu ile ilgili geçmişte çok sayıda itirazlarda bulundu. Rafael Nadal, oyunun çok fiziksel hale geldiğinden ve turun yarısının beton zeminde oynanmasından dolayı bu kadar zorlamanın fiziksel sakatlıklara neden olacağını söyledi. Roger Federer, çim sezonunun kısalığından ve sezonun ilk yarısının çok kompakt olmasından dem vurdu. Andre Agassi de daha önce, “Hem Masters 1000’lere zorunluluk koyuyorsunuz hem de final maçlarını 5 set üzerinden oynatıp, ertesi gün tekrar maça çıkmamızı istiyorsunuz” şeklinde serzenişte bulunmuştu. Nadal ek öneri getirdi ve 2 yıllık puanlama sistemini ortaya koydu. Novak Djokovic, “Off dönem çok kısa, idman yapamıyoruz, taktiklerimizi geliştirmek için yeterli zamanımız olmuyor, hemen kendimizi Avustralya’da buluyoruz” şeklinde konuşmuştu. Bu itirazlara en son çiçeği burnunda ATP Finalleri şampiyonu Alexander Zverev’in söylemi eklendi: ”Tur çok uzun ve yorucu. Bu konuyu Novak ile konuştuk, o da benim gibi düşünüyor, Roger Federer yaşlı. Kurallar ona işlemiyor, rahat. İstediği Slam’i oynuyor, bazen 2 Masters üst üste atlıyor, Rafa onun kadar yapmasa da turnuva atlayabiliyor ama biz yapamıyoruz. Ben tüm Slam’leri, tüm Masters’ları ve üstüne 4 tane de 500’lük oynamak zorundayım” dedi.

ATP YENİLİKLERE İMZA ATMADI DEĞİL

Katılır mısınız bilemem ama Zverev yine de kendisini şanslı addetmeli kanımca. ATP ve ITF, tüm bu şikayetlere ve itirazlara karşın radikal değişiklikler yapmasa da son 10 yılda ATP, tur içinde önemli yeniliklere imza attı. 2007’de Masters1000 finalleri 5 setten 3 sete alındı, eskiden aralıksız giden indoor döneminde Paris Bercy ile ATP Finalleri arasına bir hafta boşluk konuldu, Wimbledon bir hafta ileri kaydırıldı – ki bence deprem etkisidir – ve 2009’da Monte Carlo (Masters1000), hâlâ üst düzey oyuncular gitmeye devam etse de zorunluluk olmaktan çıkarıldı. Yani adamlar hiçbir şey yapmıyor da değiller. Turnuva araları açılsın denince turnuvalar kaydırılıyor ama yıl 365 gün olduğuna ve bunu uzatamayacağımıza göre, sezon içindeki aralıklar, sezon sonundaki off dönemi de (tatil süresini) doğal olarak kısaltmak zorunda.

Zverev bence bu konuda serzenişte bulunmak için henüz çok genç. Ağabeylerinin gençlik dönemlerindeki sistemine maruz kalsa ne yapacaktı, onu merak ediyorum. Üstelik bu isimler kural dışında muamele görmeyi, belli kriterlere ulaşarak hak etmişler. Kendisi de mutlaka bir gün bu mertebelere çıkacak. Bunun dışında off dönemin kısalığından, turun yoğunluğundan şikayet edilirken, büyük paralar karşılığında gösteri maçlarını kabul etmek, o turnuvalarda yer almak da çelişki değil midir? Her sistemin belli kuralları var, ben turda istediğim gibi oynayayım, off dönemde de gösteri maçları ile paranın dibine vurayım mantığı, biraz fazla özgürlükçü. Kural kuraldır ve riayet edilmelidir diye düşünüyorum. Ha, iyileştirilmesi gereken şeyler yok mu, tabii ki var ama bunları talep ederken bir taraftan kendinizle çelişmeyeceksiniz.

ZEMİNLERDEKİ DENGESİZLİK

Tenisin doğal zeminleri ‘toprak ve çim’dir. İcat edildiği 1600’lü yıllardan 1990’lara kadar ağırlıklı olarak bu iki zemin ve halı zemin üzerinde oynanan bir spor iken, küresel finans krizinin ve pahalılığın her şeyi vurması gibi tenis sporu da bundan nasibini aldı. Yaşanan değişimlerle birlikte şu an turun neredeyse % 60’ı hem yapımı, hem de bakımı ucuz olan beton zeminden oluşuyor. Eskiden 4 Slam’in 2’si çim, 2 si toprak, bugün oynanan Masters’ların da neredeyse tamamına yakını toprak ve halı zemindeydi. Bugün Slam’lerin sadece biri çim, biri toprak; Masters’ların ise 3’ü toprak zeminde devam ediyor. Toprak turnuvaları kısmen kırpılmışken, esas darbeyi çim ve halı zemin aldı. Çim sezonu artık sadece 1 aya sıkışmış, Masters1000 olmadan devam ederken, 4 sene öncesine kadar 500’lük bir turnuvası bile olmayan kısacık bir periyodda oynanıyor. Halı zemin ise tamamen tedavülden kaldırıldı.

Beton zemin, hem topraktaki gibi savunma yapmaya, hem de çimdeki gibi atak yapmaya elverişli olduğundan, görsel olmasa da oyun adına en güzel seyri olan zemin gibi görünüyor. Yine de bu kadar fiziksel hale gelmiş bir sporda, oyuncular üzerinde sakatlık ve çekilmelere neden olduğu da aşikar. Bu konuda düşük maliyet mi, yoksa oyuncu sağlığı mı? sorusu ortaya çıkıyor. İlkesel olarak herkesin cevabı “tabii ki oyuncu sağlığı” şeklinde olsa da, bu işin maliyet boyutu da, sürdürülebilirliği açısından önemli. Yani dengeyi tutturmak şart.

Sporun insan sağlığı için vazgeçilmez olduğu ayan beyan ortada. Ancak hangi seviyedeki sporun? Bize görsel şölen yaşatsalar da aslında bu seviyede yapılan profesyonel spor, insan bedenine ciddi yükler ve emeklilik sonrası büyük problemler çıkarttığı biliniyor. Oyuncuların büyük kısmı emeklilik dönemlerinde ileriki yaşlarda aşırı eklem harabiyetleri nedeniyle ya protez ameliyatlarına gidiyor ya da kısa ama hızlı ve etkili tedavi için kullandıkları ilaçlar nedeniyle karaciğer ve kalp problemi yaşıyorlar. Bunlar ortadayken maliyetleri düşürmek amacıyla zeminleri betonlaştırıp, bu yükü daha da arttırmak ne kadar mantıklı, işte o kısım muamma…

KÜRESEL ISINMA SORUNU

Son olarak küresel ısınma, her şeyi olduğu gibi tenisi de etkiliyor. Temel olarak turnuvalar düzenlendiği ülkede indoor dönem hariç yaz ayları ve bahar aylarına denk gelecek şekilde planlansa da sanırım son 10 yıldaki değişim, her zamankinden farklı. Etkisini son 4-5 senedir gösteren iklim değişikliği nedeniyle, özellikle Avustralya Açık’da oyuncuların dış şartlarda ziyadesiyle etkilendiğine tanık oluyoruz. Onun kadar olmasa da Avrupa toprak sezonunun, yine Amerikan yaz sert sezonunun mevsim değişiklerinden etkilendiğini ve oyuncuların büyük sıkıntılar yaşadığını gözlemliyoruz. Neredeyse 150 yıla yaklaşan Grand Slam geleneğinde ya zamansız yağmurlar ya da aşırı sıcaklar nedeniyle turnuvalar, ardı ardına çatı yapma ihtiyacını doğurdu. Bugün birçok turnuva (Masters1000 ve bazı 500’lükler de dahil) ya tesis değiştirmek ya da mevcut tesise ek çatı yapmak zorunda kaldı. ITF, ATP ve WTA’in artık masaya oturup ciddi ciddi takvimi baştan aşağı değiştirmek için adım atmaları gerektiğini düşünüyorum.

Metin ERDEM

*: Bu yazı, KORT DERGİ, Aralık 2018 sayısında yayımlanmıştır.

Tüm Yazıları
Avatar
watch movies online maltepe escort alanya escort konya escort atasehir escort

%d blogcu bunu beğendi:
maltepe escort
kartal escort