Bedri Baykam

Bedri Baykam


1970'lerin Türkiye Tenis Ortamı...

15 Şubat 2021 - 11:04

70’lerin tenisi ve yaşadıklarımız unutulmazdı. 10 yılı aşkın süredir o günleri arkadaşlıklarımla yad ederken, bu güzel serüvende sizlerin de olmasını istedim.
 

Sizi 50 yıl geriye götüreceğim! Hazır mısınız? Tenise tam 50 yıl önce başlamıştım, 12-13 yaşımda... Aslında ondan üç sene kadar önce, Ankara Tenis Kulübü’nde bir ağustos ayında iki hafta kadar tenis oynamıştım. Hocamız ünlü Ankara tenis efsanesi Fuat Ambar’dı. Kendi büyük şampiyonlukları dışında, üç büyük şampiyon yetiştirmiş bir tenisçi ailenin reisiydi. Nice şampiyonluklar kazanmış Beyazıt Ambar, solak kardeşi Kemal Ambar, ablası Lütfiye Ambar. Tenis okullarına ablam Hülya’yla katılmıştık. İlginçtir, Fuat Hoca beni de solak olarak başlatmıştı tenise. Aşırı sıcakları hatırlıyorum... Su veya kola için tükenmez büfe kuyruklarını…
 
İSTANBUL’A TAŞINDIK
 
Ankara tenis mayası bende tutmamıştı ve 1-1,5 yıl sonra İstanbul’a taşındık. Babam orada yoğun iş hayatında bir nebze nefese kavuşmak için Hilton’un kortlarında tenise başladıktan sonra, 1970 civarında beni de ikna etti. Hilton’un baş hocası Vahram Şirinyan’dan ilk derslerimi almaya başladım. Çok ilginç bir insandı, undercut yerine ‘ındırgıt’ derdi mesela. Topa sert vurmanın, topu önde karşılamakla ilgili olduğunu, rakibin topa verdiği güç ve sürati; bu sayede kendi vuruşuna aktarabileceğimizi anlatırdı. Buna benzer çok ‘tip’ verirdi. Mesela bir topa yetişirken son adımı bacakları çok uzun açarak atmak gibi basit görünen çok etkili bir ısrarını unutamam.
 
Kendisi ve nazik eşi “Bayan Şirinyan”, bana sorsanız o günlerde 85 yaş civarındaydı. Meraktan araştırdım, Şirinyan 1908 doğumluymuş, demek -inanamıyorum!- o günlerde, bana o dersleri verdiğinde 63 yaş civarındaymış! Yani benim bugün olduğum yaşta… Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama sanki bizim bugünkü fizik halimiz “Mösyö Şirin”den çok daha iyi gibi. Aman geçelim bu konuyu, sıhhat işleri belli olmaz, danks diye sabahı göremeden hepimiz cennet turnuvalarına yollanabiliriz, öyle değil mi?
 

1976, Bedri Baykam


HİLTON’DA ÇOK TENİS OYNADIM
 
Aslında beni en çok ilgilendiren şeylerden biri Mösyö Şirin’in bizlere arada çay içerken anlattığı müthiş eski maçlarının anekdotlarıydı. Mesela 1930 Balkan Şampiyonası çiftler finalinde, hem de maç topunda, baseline’dan nasıl dizlerini kırıp üzerine çökercesine o yükselmemiş topa hazırlanıp beklenilmedik bir smaç vurduğunu haklı olarak ballandırarak anlatırdı. Biz de tabii ki hayran hayran dinlerdik maçı ve o şampiyonluğu yaşarcasına… Çok saygı duyardım kendisine.  
 
Bu arada duvara karşı da oynuyordum, babamla da… Buna Şirinyan dışında ballboylar da eklenirdi ve böylece kortlardan hiç çıkmayarak tenise nispeten geç başlamış olmamı telafi etmeye çalışırdım. Hilton’da o günlerde bana çok iyi oynuyor görünen Musevi oyuncular vardı. Mösyö Silvyo, Vitali, Jakomo ve Moris Eskenazi gibi beyefendilerdi bunlar. Yazın Büyük Ada’da, kışın Hilton’da oynarlardı. Çok hızlı geliştim ve bunun karşılığında Beynelmilel İstanbul TED Tenis Turnuvası’nı seyretmek için Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü’ne gitmeye başladım.
 
‘İSTANBUL ENTERNASYONAL TURNUVASI’NIN TARİHİ
 
Turnuvanın adı önce ‘İstanbul Enternasyonal’ olarak değişti, sonra da bildiğiniz gibi ‘Uluslararası’ oldu. “Challenger” tabii ki çok sonra geldi. 1970’de seyrettiğimiz Hewitt-Franulovic finali, bugün bile hâlâ konuşulur TED’in eski üyeleri arasında. 5 set sürmüştü ve Hewitt inanılmaz tartışmalı, kavgalı, inişli çıkışlı bir efsanevi maçtan sonra futbol tribünlerine dönen gürültü ortasında şampiyon olmuştu. Daha sonraki yıl ise bir dünya efsanesi, o günlerin toprak kort dünya bir numarası Ilie Nastase gelip rüzgâr gibi kupayı kapacaktı.

 İstanbul Enternasyonal Finali. Hakem Bedri Baykam.

O günlerde ‘İstanbul Enternasyonal’ dünyada adı geçen bir turnuvaydı. Franulovic ve Nastase dışında Çek Jan Kodes ve Kukal, İspanyol Dr Gisbert, Avustralyalı John Alexander ve çift partneri Phil Dent gibi dünya yıldızları geliyordu. Turnuvayı örgütleyen ve Merkez Kort’ta en gürültülü ve sempatik aksanıyla gümbür gümbür sunan, bu isimleri Wimbledon’da bulup ikna eden, Celal Uluğ idi. Sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Misterrr Nastaseeee, Mister Mandarinoooo, pliz sentırkorrrtttt!”
 
İnanılmaz kaliteli maçlar seyrediyorduk o 70’li yılların başında. Televizyon yoktu ve üst düzey tenisi yalnız o maçlarda veya daha alt düzeyde Davis Cup maçlarında görüyorduk. TED’de iki önemli eski şampiyon hoca vardı. Fehmi Kızıl efsanevi bir eski şampiyondu, belli ki Şirinyan ve partneri Sedat Bey’den sonra kupalar Fehmi Kızıl’a, ondan da TED’in diğer efsanevi eski şampiyon hocası Nazmi Bari’ye geçmişti. Fehmi Hoca ilk başlayanları, “Nazmi Abi” genç takımı çalıştırırdı. Ben de TED’e geçtikten sonra önce Fehmi Abi ile sonra Nazmi Abi ile çalışmaya başlayacaktım. Ama iki hoca arasında bir fırın ekmek yemem gerekti ve kilolarca ter akıttığım maçlar olmuştu.
 

Bedri Baykam - Ali Göreç

 
ALİ GÖREÇ İLE KAN KARDEŞ OLDUK
 
Babamın da desteklediği, Hilton’da mükemmel tenis oynayan top toplayıcı Mehmet Çelik’ten, benim de üçüncü olduğum bir ilkbahar turnuvasında, yarı finalde çok ağır bir skorla Tahsin Bensel’i, finalde de zor bir maçtan sonra ‘Adalı Mehmet’i (Büyükada’lı anlamında) yenerek şampiyon oldum. O günlerde TED’e ilk gelişlerini yaşayan ‘Adalı’, bugünlerin bu yılların TED Başkanı Mehmet Tınaz’dan başkası değildi!
 
Nazmi Bari’nin takımına giren genç tenisçileri ilk gördüğüm andan beri çok imrendim. Selim Var, Sedat Birol, Ali Göreç, Şeyda Necipoğlu, Haluk Kayacan, Tahsin Bensel, Füsun Talay gibi isimleri hatırlıyorum.  Aralarından Ali Göreç’in stili bana inanılmaz güzel geliyordu. ‘Delightful’ olarak nitelendirirdim. Onunla İstanbul Tenis Kulübü’nde yapılan bir gençler turnuvasında, ana korta giden merdivenlerde tanıştık. Çok hızlı bir şekilde neredeyse kan kardeş arkadaş olduk, partner olduk, İstanbul Gençler Şampiyonu olduk… Hem de finalde Selim Var-Oğuz Eroğlu’nu yenerek!
 

Bülent Altınkaya

 
Selim bir yıl öncesinin Türkiye Gençler Şampiyonuydu ve 1. sınıf profesyonel servisleri vardı. En azından bize öyle geliyordu. Ertesi yıl onu İlkbahar Teşvik Turnuvası’nda yendiğimde hem inanamamıştım hem kendimle ‘azıcık’ gurur duymuştum. Ali Göreç-Bedri Baykam ayrılmaz bir çiftti. Turnuvalar dışında Selim’in kankası Sedat Birol’du. Maalesef ikisi de İstanbul dışında oynamayı sevmezlerdi ve pro-tenisi çok erken bırakıp, ardından hırslarını veteranlardan çıkardılar! (Bugün de şiir gibi oynamaya devam ediyorlar)
 
ALİ YENİLMEZ, ENGİN KRATZER VE DAHA FAZLASI
 
Hani şu Nafiz Yılmaztürk’ün başlattığı veteranlardan… (Yıl 1987 miydi acaba?) Şimdi hepimizi Bodrum kortlarında ateşli maçlarda görürseniz, nereden geldiğimizi artık bilin! Tahsin daha bağımsızdı. En yakışıklımızdı ve harika bir sesi vardı. Kulüpte bizlerin etrafında çok dost eski üye vardı. Raketlerimizi çeken Mösyö Kris, Mösyö Mir, Jano Vartanesyan; kulüp oyuncuları arasında başı çeken ve en üst takım oyuncularını hatta dönemin TED gururu, Türkiye şampiyonlarından Remzi Aydın’ı da yenmişti! Mösyö Kris’de Türk tenis tarihinin tüm skorları mevcuttu denir; ama galiba artık onlar maalesef kayboldu.

Bedri Baykam, 1979

Hilton’da yakın arkadaş olduğum genç tenisçilerden biri Ali Yenilmez’di. Şirinyan’ın yardımcısı olarak başlamış, arkasından süratle yükselmişti. Benim de biraz payım vardı bunda. Ali hızla İngilizce öğrendi, kondisyon çalıştı ve turnuvalarda kendini göstermeye başladı. Ali Göreç Almanya’dayken (ben de Paris-İstanbul arası gidip geliyordum) Ali Yenilmez’le birçok turnuvayı beraber oynadık. Sonuçta o da Göreç’ten sonra diğer Hilton çıkışlı kankamdı. Ali Yenilmez bugün kazandığı sayısız kupa ve oynadığı onca milli maçtan sonra Kanadalı bir hanımefendiyle mutlu bir evlilik yaşadığı Mallorca’da. Kendisi, gittiği yerde çok prestijli bir tenis kulübüne sahip!

O günlerde bizden sonra Hilton’da tenis oynamaya başlayan sarışın bir Avusturyalı çocuk Engelbert Kratzer, ya da bizim onu çağırdığımız Türk adı ile Engin, bugünün TED kulübündeki sorumlu hocalardan Engin Kratzer! Onu ayrıca Hürriyet’teki ve Kort’taki tenis yazılarından tanıyorsunuz.
 
TED – ATK REKABETİ
 
Turnuvalarda Ankara-İstanbul, daha doğrusu TED-ATK rekabeti vardı. Ankara’nın yıldızları Beyazıt Ambar (Beyaz), Kemal Ambar (Goofy), Hasan Özdemir (Bakkal Hasan), Arif Koçak (Arap), Hakkı Özgenel (Sarı) ve Ataş ailesiydi. Demir Ataş -Tahsin Gürsoy en kıdemlileriydi ama onların lakabını hatırlamıyorum. (Benimki ‘Kaymak’tı) Ama bir de ana yıldızları vardı: (Bülbül) Bülent Altınkaya. İnanılmaz şık bir stili vardı ve onu seyretmek hepimiz için ayrı bir keyifti. Ankara’nın idolüydü. Onun Remzi Aydın’la oynadığı birkaç Türkiye Finali, Fenerbahçe-Galatasaray maçları kadar ses getirirdi.
 

İstanbul Enternasyonal'in Milliyet Gazetesi'ne yansıdığı bir kupür.

 
Bizim takımın yıldızları Remzi ve Vartan Tetikbaş’tı. Yetişkinliğe o yıllarda geçen eski Junior Şampiyonu yıldızlarımız, Bülent Ergin, Ahmet Gençsoy, Fatih Edipoğlu, Cumhur Öngen gibi oyuncularımız, Ankaralılar gibi profesyonel tenise yöneleceklerine, üniversitenin hemen ardından profesyonel çalışma hayatına geçmişlerdi. İyi oyuncu adedinde Ankara’nın üstünlüğü vardı.
 
Büyük rekabete rağmen, Ankaralı, İstanbullu ve hatta İzmirli tenisçiler arasında büyük dostluklar oluşurdu. İzmir’den Ziya Kıpkızıl Abimiz ve Cevdet Çıka, her turnuvaya katılırlardı. Ankara’da mini-golf oynar, kebap veya döner yerdik, birbirimizin evinde kalırdık. Hakkı ile kıran kırana maçlarımız olmuştu (hep o yenmişti!) ama dostluğumuz sorgulanmazdı. Hele Monaco’da genç milli takımda aynı odada kalırken, gece İngiliz kızlarla kaçamak yaparken ki sırdaşlığımız!
 
KADIN TENİSÇİLERİMİZ DE ÇOK İYİYDİ
 
Kadın tenisçilerimizle aramız çok iyiydi. İstanbul’da Handan Ilıkkan ve Tevfika Celaloğlu, Rozi Feldman’ın ardından kupalara abone olan isimlerdi. Yasemin Sobutay, Müge Özgenel, Nuray Öztürkler, Nurcan Cengiz, Ayşim Topuzlu güzellikleri ve sempatiklikleriyle dikkat çekerlerdi. Küçük flörtler Ankara-İstanbul arasında yaşanmadı değil!
 
Bunlar arasında en konuşulan ve “on yıllarca süren” benim İsveç’li büyük aşkım Helena Anliot’du. Ülkesinin galiba 2 numaralı tenisçisiydi ve ‘Ankara Enternasyonal’de tanışmıştık.” Bjorn Borg ve ben arasında 1972-1980 arasında gidip gelmesi, başta Ankaralı şamatacılar olmak üzere, herkesin dilindeydi! Güzelliği ve ünüyle dönemin Sharapovası gibiydi; ama dünyada ilk 30’a giremedi.
 

 Yasemin Sabutay - Handan Ilıkkan


Kuşak değişiminde 1976 civarında, Ankara’dan Murat Gürler ve İstanbul’dan Ali Yenilmez ve Mehmet Tınaz öne çıkmaya başladı. Ben ve Ali Göreç çiftlerde öne çıkıyorduk. Ankara’da 1976 yılında Türkiye Şampiyonası’nda yarı finalde takım arkadaşlarımız Ali Yenilmez ve Mehmet Tınaz’ı yendikten sonra finalde, 1 numaralı kortta kadınlar finali uzayınca, seyircisiz ve ruhsuz Ankara Merkez Kortu’nda Vartan Tetikbaş ve Cahit Ataş’a 4 sette yenildik. Hâlâ iddia ederim ki seyircili oynasak, o kupayı elimizden kimse alamazdı! Bizim oyunumuzun tribün yankısına ihtiyacı vardı!

MAÇ TOPU ATIP DA KAYBETTİĞİM TEK MAÇ YOK
 
İstanbul Türkiye klasman turnuvasında çeyrek final maçında Murat Gürler’i en iyi döneminde yenmeme iki puan kalmıştı. Son set 5-3, 30-15’de çift hata yaptım. Bir sonraki oyun 0-30’dan yine çevirdi. Son iki oyunda ilerdeyken 4 puandan birini alıp 40’a çıksam, maçı alırdım. Niye mi? Ömrümde maç topu attığım tek bir maç kaybetmemiş olmak gibi bir istatistiğim ve bunun getirdiği bir saçma özgüven vardı! Gürler’le iki yıl sonra 1978’de İstanbul Enternasyonal’in 2. turunda bir daha karşılaştık. Yine o beni son set 7-5 yendi ve ardından o turnuvada finale çıkan ilk Türk oldu. İnanılmaz bir oyun sezgisi vardı. Finalde Bulgar Pampoulov’a yenildi.
 
İstanbul Enternasyonal’in o yıllardaki havasını size aktarmama imkân yok. En şık beyler, en havalı kadınlar, mankenler, yıldızlar ve sahada bembeyaz giyinmiş sporcular… Maçlar sonrası kulübün havası İstanbul cenneti gibi olurdu. Kaybedilen hiçbir puan alkışlanmazdı. 1976’da İstanbul Enternasyonal’in ilk turunda Ferdi Taygan’a 6-2, 6-3 yenildim. Ferdi, Bill Martin’le beraber Amerikan tenisinin yükselen yıldızıydı. Babası Beyazıt Bey, Beyoğlu’ndaki ünlü Rejans Rus lokantasının sahibesi Zinnur Teyze’nin kardeşiydi. Ferdi ile ömür boyu sürecek arkadaşlığımız o gün başladı. Paris’te Roland Garros’da her yıl beraber olduk. Ferdi 1982’de Roland Garros’da partneri Sherwood Stewart ile çiftlerde şampiyon oldu. (Bazı turnuvaları da ünlü yıldız John McEnroe ile kazanmıştı) Maalesef o tarihte artık profesyonel tenisi bırakmış ve ABD’de ekmek kavgası veren bir sanatçı olmuştum.
 

Hakkı Özgenel, Can Sayar, Handan Ilıkkan, Müge Özgenel, Simten Artun, Zekai Selli, Kemal Ambar, Oğuz Eroğlu.

 
70’Lİ YILLAR UNUTULMAZDI
 
Sonuçta 'Pro tenis'e geç başladım, erken bıraktım! Bu nedenle size az sayıda önemli maçlarımdan bazılarını en keyifli veya dramatik anları üzerinden anlattım… Tenisle 70’li yıllarımız böyle geçti gitti… Hatırlayanlardan da Allah’a şükür önemli bir kısmı hayatta. 10 yıldır, Ankara’da her eylül ayında ‘Tahta Raketler’ organizasyonunda buluşarak o eski günleri bir uzun hafta sonunda yad ediyoruz… Her türlü yaramazlığı hâlâ yaparak! İyi ki ATK hâlâ eski 19 Mayıs Stadı Kompleksi’nin içinde sürüyor!
 
Son not: Adını bu yazıda bulamayan arkadaşlardan özür diliyorum. Maalesef yer bu kadarına yetti. Ama hepiniz kalbimizdesiniz. O yılların arkadaşlıkları, korkarım bir daha gelemedi…

*: Bu makale ilk olarak Kort Dergi'nin 31'inci sayısında yayımlanmıştır. Kort Dergi'yi Turkcell Dergilik ve Türk Telekom e-dergi uygulamaları üzerinden de indirebilirsiniz...