Reklamı Geç
Reklam
Reklam
Bedri Baykam

Bedri Baykam


Paris'in Sonbaharı Bile Nadal'a Yaradı!

01 Kasım 2020 - 23:54

Rafael Nadal, resmen tekel koyduğu Roland Garros’u, ezeli iki rakibinden biri olan Novak Djokovic’i set vermeden yenerek 13’üncü defa kazandı: 6-0, 6-2, 7-5.
 
Nadal’ın set vermeden kazandığı dördüncü Roland Garros oldu ki, buna gerçekten şapka çıkarmak lazım! Toprak zeminde yapılan ve dünyanın en zor ve en çok dayanıklılık isteyen slam’ini liselilere karşı oynar gibi 15 senede 13 kere kazanmak, her türlü mantık ve tahmin ileri sürme çabalarımızı yerle bir ediyor. İşin ilginç tarafı, daha önce yalnız iki kere kaybettiği maçları da Paris’te Philippe Chatrier’de seyretmiştim…
 
Birinde anlaşılmaz şekilde kendisi liseli bir genç gibi kalmış ve İsveçli Söderling onu sağlı sollu bazukalarla perişan etmişti. Diğerinde ise Djokovic çeyrek finalde sürpriz bir şekilde Nadal’ı saf dışı bırakmıştı. Bu yılki Nadal - Djokovic finali, beynimize kazılan ve “ne unutulmaz bir finaldi!” diyeceğimiz karşılaşmalardan biri olmadı. Mesela 2019 Wimbledon Federer - Djokovic finali veya bu yılın ABD Açık Zverev - Thiem finali gibi işin durmadan gidip geldiği, nefes kesen ve inanılmaz puanların akıl almaz bir ritmde oynandığı bir müsabaka olmaktan uzaktı.
 
Bu maçta da tabii ki dünyanın tescilli üç şampiyonundan ikisinin karşılaşması olarak çok kaliteli vuruşlar vardı ama nefes kesen iniş çıkışlardan uzak, pek hatırlanmayacak bir maçtı. Maçtan önce benim tek isteğim vardı: Maç 6 saat ve 5 set sürsün, kazanan da mesela son set 14-12 gibi çılgın bir son setten sonra mutlu sona ulaşsın!


 
FİNALE GİDEN YOL
 
Turnuvanın öne çıkardığı, ilk defa adı geçen ve bundan sonra da her an bahsedilebilecek üç yıldız adayı oldu. Nadal’ı çeyrek finalde tie break’e taşıyan Jannik Sinner, Thiem’e beşinci sette son anda kaybeden, ‘Wawrinka fatihi’ Fransız Hugo Gaston ve dördüncü turda Nadal’a yenilene kadar Andreas Seppi, John Isner ve Pedro Martinez’i deviren Sebastian Korda…
 
Üçü de bundan sonra her turnuvada büyük işler yapabileceklerini dosta düşmana gösteren “teenager” limitinde gençler oldu. Wild card’la turnuvaya giren Gaston, önce 2015 şampiyonu Wawrinka’yı 2-6, 6-3, 6-3, 4-6, 6-0’la geçerek herkese parmak ısırttı. Geri oyunu bana 1970’lerden ünlü ABD’li Harold Solomon’u hatırlatan Hugo Gaston, tam bir joker olarak o gün Paris’ten dünyayı salladı. Bir sonraki turda ise, geçen yılın finalisti Dominic Thiem’e beş setin sonunda 6-4, 6-4, 5-7, 3-6, 6-3 yenilerek elendi. İlk iki seti biraz zorlansa da kazanan Thiem’in sonraki iki seti kaybedeceğine kimse inanamazdı. 


 
Fakat Thiem’i bir sonraki durakta bekleyen Arjantinli Schwartzman, sanki Gaston’un daha dişli ve tecrübelisiydi. Hatta doğruyu söylemek gerekirse o da yine Solomon veya onun döneminden Eddie Dibbs’in çağdaş bir yorumu gibiydi. Setlerde Thiem 2-1 önde iken, Avusturyalı dördüncü sette de 2-0 öne geçti ama Schwartzman pes etmedi ve set, tie-break’e gitti. Tie-break’te karşılıklı basit hatalardan sonra, Arjantinli oyuncu nefis bir kısa top ve onun arkasından inanılmaz bir kısa vole ile dördüncü seti aldı. 
 
Son sette herkes kıran kırana bir mücadeleden sonra Thiem’in kazanacağını zannederken, rakibinden neredeyse 20 cm kısa olan Schwartzman bu sette inanılmaz oynadı ve 6-2 ile yarı finali buldu. Yarı finalde, Nadal, ‘küçük dev adam’a karşı Roma çeyrek finalinde yaşadığı kâbustan uzak durdu ve üç sette 6-3, 6-3, 7-6 kazanarak finale dev sevinç gösterileri arasında çıktı. 
 
Tablonun Djokovic tarafında ise, oynanan sayısız heyecanlı maç arasında unutulmaz bir ilk tur maçı vardı. Büyük servisli hızlı kort oyuncusu ABD’li Sam Querrey, 13 numara Andrey Rublev’e karşı ilk 2 seti tie-break ile kazandı ve üçüncü sette 5-2 öne geçti. Bu gerçekten abartılı bir sürpriz olacaktı ki, bu skoru hazmedemeyen Rublev ve adeta maçı kazanmaktan korkan Querrey özlerine döndü ve sonraki 3 seti Rus raket kolay sayılacak şekilde hızla kazandı. Fakat çeyrek finalde beklenildiği gibi 5 numara Stefanos Tsitsipas’a üç sette yenilerek elendi. 


 
Yarı finale kadar Carreno Busta’ya tek set kaybeden Djokovic, finale çıkabilmek için karşısında Yunan raketi buldu. İlk iki seti kolay kazanan Djokovic, üçüncü sette de 5-4’te maç topuna ulaştı, ancak backhand paraleli yandan auta gidince Yunan rakibini tekrar oyuna soktu. Tsitsipas ilk defa servis kırdı ve ardından harika bir forehand paraleli arka çizgide çatala yollayarak üçüncü seti aldı. Dördüncü setin sonunda bir kez daha servis kıran Tsitsipas setleri 2-2’ye taşıdı. Herkes artık ciddi sürprize hazırlanırken, Sırp raket ilk oyunu kaybetmesine rağmen son seti 6-1 ile süpürerek adını finale yazdırdı.
          
TİTANLARIN SÖNÜK FİNALİ
 
Artık sıra dünya 1 numarası ile toprak kortların efsanevi sonsuz 1 numarasının gladyatör savaşına gelmişti. Djokovic kendi servisinde maça hızlı ve hatta fiyakalı girdi. 40-15 öne geçti; ama kötü bir kısa topu ve ardından biri sert backhand olmak üzere harika oynadığı birkaç puan ile ilk oyundan servisini kaybetti. Ardından Nadal’ın servisinde, Djokovic 40-40’ı bulsa da etkisiz bir kısa topu ve auta giden basit bir forehand hatası ile bu oyun da Nadal’a yazıldı. Bunun ardından ilk servisi bir türlü geçmeyen Djokovic, Nadal’ın sert forehand ve smaçlarla aldığı puanlara mani olamadı ve servisini tekrar kaybetti: 3-0...
 
İspanyol raket bir sonraki oyunda üç kere servisini kaybetmek üzereydi ama üst üste gelen bu fırsatlardan Djokovic yine yaralanamadı. Bir sonraki oyunda ise Djoko, bu sefer 40-30 önde olduğu kendi servisini kaybetti. Novak ilk sette çok fazla basit hata yaptı ve onun için set skoru çok acı oldu: Nadal, seti ‘ace’ ile kapayarak ilk seti rakibine ‘halka atarak’ 6-0’la kapadı.


 
İkinci set, en kişiliksiz ve bahsedilmeye değmez olanıydı. İlk oyunda yine kırdırma tehlikesi yaşayan Sırp raket, şeytanın bacağını kırdı ve 1-0 öne geçti. Ancak bunun arkasından gerek forehand gerek backhand’de basit hata sayısını inanılmaz derecede çoğalttı ve hiçbir oyunu kazanamadığı ilk setten çok daha etkisiz kaldı. Nadal böylece 6-2 ile ikinci seti de aktifine geçirdi. 
 
3. SET VE DJOKOVİC’İN OYUNA DÖNÜŞÜ
 
Üçüncü setten itibaren maçın hikâyesi farklı olarak şekillenmeye başlandı. 2-2’ye kadar oyuncular servis oyunlarını çok zorlanmadan kazandı. Ardından Djokovic basit hataları üst üste sıralayarak servisini verdi. Nadal sonraki oyunda, eşitlik varken backhand’ini dışarıya attı ve servis kırma puanında, Djoko harika bir backhand winner’la oyunu kazanarak kaybettiği kendi servisini dengelemiş oldu. Hemen ardından bu defa kendi servisini de hızlıca kazandı ve ilk defa iki oyun üst üste alarak 4-3 öne geçti. İki servis oyununda hata olmadı ve Djokovic 5-4 ile setin sonuna geldi. 
 
O dakikadan sonra sıra, Nadal’ın şovu başladı. Şampiyon tenisçi önce emin adımlarla kendi servisini kazandı. Ardından biri kısa top denemesi olmak üzere, Djokovic’in üç basit hatası ve nihayet bir çift hatası ile rakibinin servisini bu kritik safhada kırdı, 6-5 öne geçti ve maç için de servisin başına geçti. Djoko’nun üst üste üç basit hatası ile 40-0’a geldikten sonra, muhteşem bir ‘ace’ servisle maçı kapadı ve şampiyonluğa uzandı. Covid döneminde her türlü moral bozukluğunu yaşayan, ABD Açık’a katılmamayı seçen büyük şampiyon, bu zaferle moralini ve özgüvenini tazelemiş oldu.


 
DJOKOVIC’İN ISRARLI HATASI
 
Djokovic şu hatayı yaptı: Son derece kritik olan üçüncü sette üst üste toplam 10 kısa top denedi ve bunlardan tek puan kazandı! Teniste “kazanan oyunu değiştirme!” gibi bir kural vardır. Halbuki Djokovic, ‘kaybeden oyunu’ değiştirmemeye inat etti ve o yüzden çok yakın bir mücadele içinde süren üçüncü seti de kaybetti.
 
Ego şişmesi yüzünden, “ben çok iyi kısa top atıyorum, çok teknik ve klas bir oyuncuyum” diye turnuva boyunca bundan da çok puan kazandığı için, finalde de aynı şeyi yapmak istedi. Nadal ise zaten hep beklediği bu topların çoğuna yetişti ve tersine jilet gibi alçaktan giden karşı vuruşlarla cevap verdi.
 
Maçı son saliseye kadar bırakmayacağından emin olduğumuz hırs küpü Djokovic, 'bu seti kazansa, belki bir şeyler değişir miydi?' orası muamma ama işi oraya kadar taşıyacak nefesi bulamadı. Böylece ABD’de diskalifiye edilmesini saymazsak, bu yıl ilk mağlubiyetini aldı!
 
Şunu da unutmamak lazım ki, karşısında hata yapmamaya ve abonesi olduğu kupayı tekrar evine götürmeye yeminli bir tarih yazan şampiyon vardı… Aralarındaki geometrik açı savaşlarına benzeyen kort boşaltma yarışlarında, daha istekli olan ve daha az hata yapan, daha iyi servis atan Nadal’dı. 


 
NADAL FEDERER’İ YAKALADI!
 
Nadal, bu zaferle ekselansları Federer’in 20 slam şampiyonluk sayısını yakalamıştı ve her yerde bu konuşuluyordu. Bunlar gerçekten çılgın rakamlar! Öte yandan Djokovic’in her iki rakibinden biraz daha genç olması, onun her ikisini de şampiyonluk sayısında geçme olasılığını zaten ayakta tutan kesin bir veri. Buna rağmen tenisi iyi bilen sayısız milyonlarca insan, şampiyonluk sayısında geri düşse bile modern zamanlarda gelmiş geçmiş en büyük oyuncunun Federer olarak kalacağı görüşünde hemfikir.
 
Bugün dünya tenisine damga vuran unutulmaz üçlünün performansını bundan sonraki yıllarda da başka isimlerin tekrarlayabileceğini sanmıyorum. Hiç kimsenin veya hiçbir üçlünün bir daha iki farklı 10 yıla bu kadar uzun bir damga koyabilmesi mümkün görünmüyor.
              
Nadal’ı tebrik etmek lazım! Son finalde set kaybetmeden kazanması kimsenin hesabında yoktu! Herhalde kariyerinin geri kalan kısmında en az iki kere daha kazanır ve toplam 15’i bulur Paris’te! Ama bunu söylerken de aslında her an kendimi tekzip edebileceğimi biliyorum. Çünkü bu rakam 16 ya da 17’ye de çıksa, biliyoruz ki hiçbirimizin şaşırma hakkı yok!

*: Bu makale ilk olarak, Kort Dergi'nin 30'uncu sayısında yayımlanmıştır. Kort Dergi'yi Turkcell Dergilik ve Türk Telekom e-dergi uygulamaları üzerinden de indirebilirsiniz.