Bedri Baykam

Bedri Baykam


Wimbledon 2021: Şampiyon Djokovic hâlâ gelişiyor

21 Temmuz 2021 - 22:19

Novak Djokovic, aynı takvim yılı içerisindeki tüm Grand Slam’leri kazanabileceğinin sinyalini Wimbledon’da verirken, 34 yaşına rağmen kendisini komple bir şekilde geliştirmeye devam ediyor.

Kim ne derse desin dünya tenisinin en büyük imparatorluğunun adıdır Wimbledon. Londra’da bu muhteşem buluşmayı her izleme şansına eriştiğimde dar küçük tenis sokaklarının içinde sele kapılıp dolanmaya bayılırım. Dünyanın en meşhur isimleri 3 metre ötemizde ilk turda yenilip elenmemek için insan üstü bir çaba gösterirler.

Tablonun üst kısmında en büyük sürpriz, Roland Garros finalisti Tsitsipas’ın ilk turda ABD’li Tiafoe’ya 6-4, 6-4, 6-3 yenilmeseydi. Tsitsipas beklemediği bir şamar yedi ve maçların dünya klasmanındaki yerle değil, sahada kazanıldığını acı bir şekilde hatırladı. Bu sene Londra’nın yıldızı haline gelen Kanadalı Shapavalov, daha ilk turda benim en sevdiğim tenisçilerden birine, Alman Kohlschreiber’e karşı 5 sette kazanırken, fazlasıyla zorlandı.

21 numaralı seribaşı Fransız Humbert, seyretmeye doyamadığım kortların serseri ruhlu haşarı çocuğu Kyrgios’a 5 sette, hem de son set 9-7 ile yenilerek elendi. 11 numara, dünyanın en sıkıcı oyuncularından İspanyol Carrena Busta ise, servis vole oyununun eski usul yıldızı ABD’li Sam Querrey’e 3 sette kaybetti… Querrey bana 70’lerin en büyük servis vole oyununun sahibi, 1979 Wimbledon finalisti (Borg’a 5 sette yenilmişti) solak ABD’li Roscoe Tanner’ı fazlasıyla hatırlatıyor. Bulgar Dimitrov da ikinci turda Kazak rakibi Bublik’e sürpriz şekilde üç sette yenilerek elendi.



Çeyrek finale giden yolun tablonun üst kısmında en kayda değer isim Macar Fucsovics oldu. İlk turda büyük turnuvalarda son iki yılda dikkati çeken İtalyan rakibi Sinner’i dört sette geçti, ardından üçüncü turda zorlu rakibi Schwartzman’ı aynı rahatlıkla saf dışı bıraktı. Bu kadarı da çok kayda değer olurdu; ama turnuvanın gizli favorilerinden Rus Rublev’i dördüncü turda 5 sette yenip çeyrek finale çıkınca, konu boyut atladı. Rus Kachanov ilk turda ABD’li McDonald’ı 4 sette geçtikten sonra dördüncü tura kadar sorun yaşamadı. Ama o noktada ABD’li Korda’yla müthiş bir 5 setlik kapışma bekliyordu kendisini. Khachanov, son set 10-8 ile geçebildi bu sınavı.

Tablonun alt kısmına gelince… En beğendiğim ABD’lilerden Taylor Fritz, iki vatandaşını 4 ve 5 sette yendikten sonra hep umutlarımı suya düşüren Zverev ile eşleşti. Bu büyük maçı Alman tenisçi iki tie-break’li zor bir 4 sette kazandı. Ancak Zverev yine çeyrek finali bile göremeyecek, Kanadalı Auger-Alliassime’e 5 sette yenilerek büyük hayal kırıklığı yaşayacaktı. Bir başka çeyrek finali göremeyerek büyük bir şaşkınlık yaşayan Rus Medvedev, Polonyalı Hurkacz’a 5 sette yenildi. Berrettini ve Federer ise fazla bir vukuat yaşamadan gördüler çeyrek finali.



ÇEYREK FİNALLER

Çeyrek finalde Djokovic, Wimbledon’ın sürprizi Fucsovics’i çok kolay geçti. Ama onunla yarı finalde eşleşme bileti için Shapovalov ve Khachanov amansız bir kapışmaya girdiler. Setler 1-1 ve oyunlar 5-5 iken, Shapovalov kendi servisinde avantaj elindeyken önce bir backhand taktı, ardından bir çift hata yaptı ve sonunda bir forehandi auta yollayarak servisini kırdırdı. Ardından dördüncü seti Shapovalov hızla süpürdü. 5. sette 4-4’te, Khachanov, bilmem kaçıncı servis kırılma puanında forehand'ini auta yolladı ve 30/0’la başladığı oyunu verdi. Shapovalov o noktada maç için servis attı ve onun iki sert forehand’inin ardından Khachanov bir backhand’i fileye bırakarak büyük maçı teslim etmiş oldu. Diğer bir çeyrek finalde, İtalyan Berrettini turnuvada ikinci setini kaybetmesine rağmen Auger-Alliassime’i göreceli olarak “kolayımsı” bir maçtan sonra 3-1 ile geçti.



Alt tablodaki son çeyrek finale gelince… Orada büyük bir dram yaşandı. Polonyalı Hurkacz, Ekselans Federer’i 3 sette saf dışı bırakıverdi! 6-3, 7-6, 6-0… Kral Federer, Wimbledon’da ilk defa 6-0’ı gördü. Kralın vedası böyle olmamalıydı. Korttan çıkarken, neler hissetti Roger? Önünden film şeridi gibi kaç yıl aktı? Bir daha gelir mi Londra’ya? Turist olarak kesin ama Wimbledon için zor. Maç bittiğinde gözyaşlarını tutamayan sayısız tenisseverden biriydim…



YARI FİNALLER

Yarı finallerin ilk maçı Berrettini - Hurkacz ile başladı. İlk sette 3-3’te Berrettini, Hurkacz’ın bir smacına tarihi bir forehand patlatarak ilk puanı aldı. Ardından bir güzel sayı daha çıkardı ve Polonyalı üst üste iki forehand’i takınca servisi kırdı ve seti 6-3 kaptı. İtalyan tenisçi ikinci seti Federer’in hıncını alırcasına 6-0 ile kazandı. Ardından 3. sette 7-6 ile bir set alan Polonyalı yıldıza rağmen kararlı İtalyan dördüncü setin ilk oyununda servis kırarak avantajı korumasını bildi ve seti 6-4, maçı 3-1 ile kazandı.

Finalisti belirleyecek son maç Djokovic ve Shapavalov arasında oynandı. Djokovic ilk seti, 5-3 geri düşmesine rağmen tie break ile kazanmayı bildi. Diğer iki zorlu seti de 7-5, 7-5 ile geçen Sırp yıldız böylece final biletini eline geçirdi. Ama herkeste şu düşünce hakim: Shapavalov seneye basit hatalarını azaltırsa, artık başa oynar…



DJOKOVIC - BERRETTINI FİNALİ          

Finalde ise sürprize yer verilmedi! Djokovic, üçüncü kez üst üste Wimbledon’ı kazandı ve böylece slamler toplamında Federer ve Nadal ile aynı rakama, yani 20 şampiyonluğa ulaştı. Finalde, Berrettini’yi 6-7, 6-4, 6-4, 6-3 yenerek şampiyon olurken seyircilerin büyük çoğunluğu yine genç rakibinin kazanmasından yanaydı. Ama ne kadar ilginçtir ki bu büyük şampiyon, yükselen bütün bu tezahüratları bile kendi özel karbüratöründen geçirip, tersine damarlarına adrenalin olarak göndermeyi başarıyor.

Bir tenis maçında taraflar neredeyse eşit sayıda puan alırlar ve bir seviyeye geldikten sonra, bazı servis kırma puanlarında, 5-5’te, tie-break’te, 5-4’te, 30/40’ta, yani hep o hayati anlarda, o zor nefes alınan dar saniyelerde maçlar şekillenir. İşte Djokovic, tam da o kritik anlarda, bütün zor ve belirleyici puanların %80’ini kazanmayı başaran bir büyük inanmışlık, kocaman bir cesaret ve konsantrasyon makinesine dönüşüyor! 

Büyük spor markalarında indirimler başladı... https://www.athleticzone.com.tr/ 

İtiraf etmem lazım, finalde kabiliyetli genç Berrettini’nin, o her maçı kazanacağına inanan "kendini beğenmiş Sırp’ı” hayal kırıklığına uğratmasını ben de bekliyordum. Ama evdeki hesap yine çarşıya uymadı.



Tenis, dünyanın en komple sporuysa; Djoko da onun hem en zeki satranççısı, hem en çok çalışan atleti, hem vücuduna en iyi bakan akıl almaz mühendisi, hem de hiç durmadan çalışma konusunda herkesi arkasında bırakan, kendi arzusuyla bu sıfata geçiş yapan bir iş kölesi. Kral Federer’in stili bir balet gibi olabilir. Nadal’ın oyun tarzı, jiu-jitsu veya karate yapan bir uzak doğu sporcusunu andırabilir. Ama bu saydığım noktaların totalinde, Sırp şampiyonun hiçbir rakibi yok!

Maçın ilk oyununda Djokovic servisinin kırılma puanını kurtarıyor, hem de iki çift hata yaptıktan sonra, uzayan oyunu kurtarıyor. Üçüncü oyunda bu sefer 0/30 geriye düşüyor; fakat güzel backhand’ler ve ace’lerle yine durumu kurtarıp 2-1 öne geçiyor. Bir sonraki oyunda Berrettini servisini ilk kırdıran oluyor; rakibinin uzun topları puanın gidişatını kontrol ettikçe, Berrettini oyundan düşüyor ve Djoko 3-1 yapıyor, ardından taraflar servislerini aldıktan sonra durum 5-2 Sırp raketin lehine oluyor. O noktada Berrettini kendi servisinde büyük hatalar yapıyor ve rakibi iki kere set topu kullanıyor; ancak İtalyan sporcu müthiş forehand’lerle bu kritik puanları kurtarıyor ve ardından Djokovic’in basit hataları ve kendi çarpıcı oyunu ile servisini kırıyor.



Devamında her iki tenisçi servislerini kazanmaya devam ediyor ve çekişmeli set, tie-break çarpışmasına gidiyor. Skor 3-3’e geldikten sonra Berrettini yine nefis forhand’ler ve bir ace servisle, inanılmaz şekilde bu seti 7-6 lehine kapamayı başarıyor.

2. setin ilk oyununda Berrettini çok iyi servislerle 40-15 öne geçtikten sonra, bu sefer Djokovic geri dönmeyi başardı ve servis kırarak başlamış oldu. Bu sette 5-1’e kadar Berrettini oyuna hiç mi hiç giremedi. Sanki ilk seti kazanmış olmanın rehaveti ile bu setin önünden akıp geçip gitmesini bekliyordu derken, Berrettini 5-4’e kadar tırmanmayı başardı. O noktada maçın en kritik oyunu oynandı. Çünkü şayet aynen ilk sette olduğu gibi bu sefer Djokovic setin 5-1’den 5-5’e taşınmasını seyretseydi, Berrettini’nin ikinci seti de, maçı da alması işten bile değildi. Djoko buna izin vermedi ve sert servisler ve backhand’lerle o hayati oyunu alarak setleri 1-1’e taşıdı. Bu sette, Berrettini, hiçbir aşamada öldürücü düz vuruşlarını devreye sokamadı. Servisten aldığı puanlar ise ilk sete oranla, o rakamların yarısına bile ulaşamadı.

3. setin üçüncü oyununda, Berrettini yeni bir çift hata yaparak servisini kırdırdı. Özellikle derin toplarla topu stratejik açılarla oyunda tutan Djokovic, o noktada eliyle kafasını işaret ederek, oynadığı oyunun sahadaki zaferini biraz ukala bir şekilde rakibine hissettirdi. Bunlar kendisini seyircilerin gözünde antipatik kılan tavırlar ama o hiç çekinmiyor; bu da onun gerçeği. İşte o andan itibaren 3. setin sonuna kadar taraflar servislerini sırayla kazandılar ve basit hata sayısı neredeyse rakibinin iki misline yaklaşan Berrettini, bu seti de 6-4 elinden kaçırmış oldu.



4. sette 3-3’e kadar her ikisi de servisini kolayca kazanarak ilerledi. O noktada seyircinin “Matteo! Matteo!” tezahüratları arasında maça yoğunlaşmaya çalışan; ancak rakibinin uzun toplarla puanların gidişatına egemen kalmasına karşı çare üretemeyen Berrettini, sonunda yeni bir çift hatayla yine servis kaybetti. Ardından, kendi servisini de güçlü düz vuruşlar ve ilk toplarla kazanan Djokovic, 5-3 öne geçti. O noktada Wimbledon merkez kortunu dolduran sporseverler, İtalyan tenisçinin maça dönmesini boş yere beklediler; çünkü Berrettini, üst üste yaptığı basit hatalarla rakibine verdiği ikinci maç topunda teslim oldu.

DJOKOVIC HÂLÂ GELİŞİYOR!

Tenisçi, bir maratoncu kadar dayanıklı, bir sprinter kadar kısa mesafede hızlı, bir jimnastikçi kadar esnek, düşen bebeğini havada kapan bir anne kadar refleksleri güçlü, bir futbol dehası teknik direktör kadar oyun stratejisine hakim, bir mimar kadar milimetrik açılara vakıf, bir mühendis kadar bilek-kan-beyin-raket kombinasyonunda teknik; yani olağandışı bir komple sporcudur bütünüyle baktığımızda. 

İşte Djokovic, tüm bu saydığım değerler üstünden en optimum ve en mükemmel sentez olarak, biyonik insan/sporcu profilini doruğa taşıyor. Üstelik gelişmeye de devam ediyor; bırakın yaşlanmayı, her geçen yıl sanki ona hem teknik hem tecrübe ve bilinç açısından birçok şeyi ekliyor.



Bu sene, Djokovic’in aynı takvim yılı Grand Slam’lerini başarması için kendisini destekleyeceğim. Artık onun hırslı veya antipatik gelebilen tavırlarını eleştirme reflekslerimi dondurdum. Kendisinin bu büyük başarıya ulaşmasını istiyorum, çünkü bunu fazlasıyla hak ediyor.

*: Bu makale ilk olarak, Kort Dergisi'nin 34'üncü sayısında yayımlanmıştır. Kort Dergisi'ni Turkcell Dergilik ve Türk Telekom e-dergi uygulamaları üzerinden de indirebilirsiniz...