Reklam
Reklam
Serdar Sözkesen

Serdar Sözkesen


Isner'ı Kim İzlemek İster?

03 Şubat 2021 - 22:06 - Güncelleme: 03 Şubat 2021 - 22:18

Erkeklerde Pete Sampras ve Andre Agassi’nin ardından güçlü bir yıldız çıkartamayan ABD’nin 36 yaşına gelen John Isner’dan medet ummayıp, Sebastian Korda gibi bir yeteneğe yatırım yapması şart!

Uzun zamandır ülkesini erkekler tenisinde en üst noktada temsil eden John Isner’ın kariyerinin sonlarına geldiğini hepimiz biliyoruz. En büyük argümanı, bazuka gibi servisleri olan ve tarihin en çok ‘ace’ atan ikinci oyuncusu olan 2.11’lik ‘dev’ raketin düşüşü ile beraber, erkekler tenisinde ABD’nin bir hayli gerilere itildiğini görüyoruz.

1990 ile 2002 yılları arasında oynanan 52 Grand Slam’in 25’ini ABD’li raketler kazanmıştı. Bu depedüz büyük bir dominasyondu. 14 kez Pete Sampras, 7 kez Andre Agassi ve 4 kez de Jim Courier şampiyonluk yaşamış ve bu 3 oyuncunun toplamda 38 Grand Slam Finali’nde adları yazmıştı. Şimdilerdeki BIG3’nin dominasyonundan (2005-2020) önceki en uzun süreli hükümdarlık şüphesiz buydu.

ANDY RODDICK DE İLAÇ OLAMADI

Courier 30, Sampras ise 31 yaşında tenis kariyerlerini bitirince, ABD tenisinde tüm yük 32 yaşındaki Agassi ve o zamanlar 20 yaşında olmasına rağmen büyük turnuvalarda başarılı sonuçlar alan Andy Roddick’in üzerine binmişti. Saman alevi gibi parlayıp sönen James Blake ve Mardy Fish ise asla tehditkâr bir oyun ortaya koyamadı. 2001’in sonlarında bir diğer efsane oyuncu Steffi Graf ile evlenen Andre Agassi, bu saatten sonra sadece bir slam daha kazandı ve 2006 ABD Açık ile raketini astı.



Gençler kategorisinde Grand Slam’ler kazanarak bir yıldız olabileceğinin sinyallerini veren Andy Roddick ise bu sürede çıkışını devam ettirdi. 2003’te dünya 1 numarası oldu. 5 Grand Slam Finali oynadı ve 4’ünde Roger Federer’e boyun eğdi. ABD’li oyuncuların birçoğunda olduğu gibi güçlü servisleri ile akıllarda yerini aldı. 2010 yılı ile beraber Roddick, BIG3’nin diğer üyeleri Rafael Nadal ve Novak Djokovic’in de tura tamamen damga vurmaları ile beraber iyice gözden düştü ve dişe dokunur bir başarı elde edemedi. Nitekim, 30 yaşında tenis kariyerini sonlandırdı.

JOHN ISNER DOĞRU KİŞİ MİYDİ?

Peki ABD tenisinde erkeklerde bayrağı kim devralacaktı? Bu sorunun cevabı için tüm gözler John Isner’ın üzerindeydi. İnanılmaz derecede hızlı kullandığı servisleri ile dikkat çeken Isner’ın uzun boylu olmasından dolayı fazla eğilememesi onun en büyük handikapı oldu ve kariyeri boyunca diğer efsane ABD’li oyuncuların elde ettiği başarıların yanına bile yaklaşamadı. Bir masters turnuvası (2018, Miami) kazanabilirken, hiç Grand Slam Finali oynayamadı. Sadece 3 kez slam’lerde çeyrek final ve ötesini görebildi.

John Isner etkili servisleri kadar güçlü forahand’i ile de fark yaratırken, bu ikisinin kombinasyonundan sayısız galibiyet çıkarttı. Kort içindeki soğukkanlı tavrı da ona değer katan bir diğer pozitif özelliği oldu. Ne var ki TOP10 oyuncular karşısında bu silahları olumlu sonuç vermedi ve onlarla oynadığı 95 maçın 69’unu kaybetti. Tarihin en uzun süren 5 slam maçının 3’ü ona aitti ve zafere uzandığı Miami Açık’ın ardından 500 puanlık bir turnuva dahi kazanamadı.



Toplamda 8 yıl erkeklerde ABD tenisinin en üst basamağında yer alan Isner, Nisan 2021 ile beraber 36 yaşına girecek. 2017’de hayatını Madison McKinley ile birleştiren veteran oyuncunun iki çocuğu var. Artık kariyerinin sonunda ve bundan sonra 250’lik turnuvalarda şampiyonluk kovalamaktan başka çaresi de yok gibi. Zira onun izinden giden ve istikrarsız sonuçlara imza atan ABD’li raketler Tennys Sandgren ve Sam Querrey de daha çok etkili ve güçlü servis oyunları ile tanınıyor. Başka silahları olmayınca da haliyle majör turnuvalarda esameleri de okunmuyor.

SEBASTIAN KORDA

Sampras, Agassi ve biraz da Roddick’in yön verdiği ve servisleri kadar oyun zekâları, file önü oyunları ve taktik dehaları ile akıllarda yer eden ABD tenisinin çöküş içerisinden eski şaşalı günlerine dönebilme ihtimali bir hayli zor görünüyor. İş bu noktada, 23 yaşındaki Taylor Fritz, Reilly Opelka, Frances Tiafoe ve Tommy Paul gibi dört oyuncunun kısa zamanda ilk 20’ye kapak atmaları ve Grand Slam’lerde finali zorlamaları şart görünüyor. Yapabilirler mi, bence hayır ama biraz daha aşağılara inersek, 20 yaşındaki Sebastian Korda’nın daha fazla umut saçtığı kesin.

Özellikle sert kortlarda başarılı sonuçlar almalarına alıştığımız ABD’li oyunculardan birinin gelip, (Sebastian Korda) Roland Garros’ta Andreas Seppi, John Isner ve Pedro Martinez gibi kendisinden tecrübeli isimleri yenerek elde ettiği dördüncü tur (Rafael Nadal) başarısı, ondan beklentileri de arttırdı. En azından erkekler tenisinde başarıya aç ABD’lileri heyecanlandırmaya yetti.



2021’e de harika başlayan Korda, Delray Beach’de (ATP250) final oynarken, Quimper’daki 100 puanlık Challenger turnuvasında ise şampiyon oldu. Avustralya Açık elemelerine gitmeyip, daha fazla puan kazanmak için Avrupa’da kalmayı seçen ve elde edeceği puanlarla bir sonraki Grand Slam’lere direkt katılmanın hedeflerini yapan Korda, şimdilerde ilk 90’a kapak attı bile. Eski dünya 2 numarası Petr Korda’nın oğlu Sebastian’ın 2018’de gençlerde Avustralya Açık’ı kazanandığını da ekleyelim.



SORUNUN KAYNAĞI NE?

Tenis karmaşık bir spor. Bir oyuncunun sadece atletik bir yeteneğe sahip olması yetmiyor. Aynı zamanda oyuncunun yetenekleri ailesi tarafından desteklenmeli ve cesaret-istikrar kombinasyonuyla birlikte oyuncunun kendine olan güveni güçlendirilmelidir. Belki de daha da önemlisi, yenilgi ile yüzleşme ve sürekli gelişme kaydetmeye devam etme yeteneğine sahip olmaktır. Bu noktada ABD, işte bu yüzden olağanüstü bir oyuncu çıkartamadı.

An itibariyle ABD tenisinde erkeklerde en üst sırada John Isner var ve sorarım size: “Isner’ı kim izlemek ister?” NextGen raketler arasında Sebastian Korda kadar Brandon Nakashima, Jenson Brooksby ve Emilio Nava’nın da yeteri kadar desteklenmeleri de kısa vadede onlar için pozitif bir yol gösterici olacaktır. Kaldı ki ABD, sadece bireysel oyuncularla değil Davis Kupası’nda da bir hayli başarısız konumda. 1990 ile 2004 arasında 6 final ve 3 şampiyonluk çıkartırlarken, 2005’ten günümüze ise sadece bir kez (2007) final oynadılar ve kupaya uzandılar.



Erkek tenisinde uzun süredir başarılı oyuncu(lar) çıkartamayan ABD’de belki de tenisin popülaritesi azaldı ve yeni bir kahraman çıkarma ihtimali de iyice düştü. Başarı, sürekliliğini devam ettirdikçe etkisini ve çevresini arttırır. Bu noktada yeni jenerasyonun mutlaka efsane oyuncular Sampras ve Agassi’nin daha fazla sayıda maçını seyretmeleri, onların tavsiyelerini dinlemeleri ve daha sıkı çalışmaları şart. Tenisi sadece para kazanma aracı olarak görmeyip, bir dönem erkekler tenisine damga vuran ABD’nin bir parçası olarak kendilerini görmeleri ve vizyonlarını ‘geçmişe özlem’ çizgisinde belirleyip, onları yakalamak üzerine belirlemeleri gerekiyor.