Reklamı Geç
Reklam
Reklam
Serdar Sözkesen

Serdar Sözkesen


Kadınlar ikinci plana mı atılıyor?

03 Şubat 2020 - 20:17

Sezonun ilk Grand Slam'i Avustralya Açık sona erirken, sıcaklıklar sebebiyle özellikle kadınlar tarafında üst düzey maçların geceye alınmaması haksızlığın boyutunu arttırdı.


Avustralya Açık'ın sıcakları meşhur. 40 dereceye varan sıcaklar, her oyuncu için katlanılması zor bir durum. Haliyle raketlerin bundan etkilenmemesi, performanslarının negatife dönmemesi neredeyse imkansız. Erkekler tarafında özellikle elit oyuncular, çok az sayıda maçlarını gündüz programında oynarken, bu konuda en çok kadınların hakkı yeniyor.

En basitinden, 2 Grand slam sahibi raketler Simona Halep ile Garbine Muguruza arasında oynanan yarı final maçının gündüz 40 derece sıcaklıkta oynanması hem oyunculara, hem de tenisseverlere yapılmış önemli bir hakarettir. Tenis, cinsiyetlerin savaşı değil. Elbette özellikle büyük üçlünün oynadığı maçlar gece oynanmalı, çünkü onların bu spora yaptıkları etki nirvana boyutunda. Yine de kadınlar tarafında çeyrek ve yarı finalden birer maçın gece seansında Rod Laver Arena'da oynatılması gerekirdi.

İlk haftada nispeten birkaç kadınlar maçı gece seansında oynanırken, artan heyecanla beraber ikinci haftada, final maçı hariç Rod Laver Arena'da tüm maçlar gündüz oynandı. RLA'da kadınlarda son oynanan gece maçı dördüncü turdaki Ashleigh Barty - Alison Riske maçı oldu.



Tamam Avrupa'daki seyirciler için uygun saatler seçiliyor ve özellikle erkeklerde ilk 10 sırada yer alan oyuncuların maçları süreli geceye alınıyor, ama bunun da bir dengesi olmalı. Avrupa'daki çoğu tenissever mesela, Serena Williams, Maria Sharapova ve Caroline Wozniacki gibi oyuncuların elenmelerini canlı izleyemedi. Çünkü hepsi yerel saatle güneşin alnında oynandı.

Yarı finalin 'dev' eşleşmesinde Halep ile Muguruza'nın maçında tribünler bomboştu. Çünkü 40 derecede maçı izlemek ne kadar zor ise, oyuncular için de bir o kadar eziyet. Kaldı ki iki oyuncu da turun elit raketlerinden biriydi ve her şeyden önce tenisin 'derby' formatındaki bir rekabetin adıydı. Mesela oyunculara çatıyı kapatalım mı? sorusu sorulabilirdi. Bu şekilde seyirciler de maçı izlemeye gelir, bu tenis ziyafetinden mahrum olmazdı. Peki bunlar yapıldı mı? Tabii ki hayır!

Erkekler tarafında yarı final maçlarının birer gün arayla oynatılması ve ilk gün maç yapanların finaldeki rakibinden 1 gün fazla dinlenmesi dahi artık değiştirilmesi gereken lüzumsuz davranışlardan biri. Yani erkekler finali öncesinde Djokovic 3 gün, Thiem ise 2 gün dinlenebildi.

Adaletsizlik konusunda, sezon başındaki ATP Cup ile aynı tarihlere gelen kadınlardaki Brisbane International'da da Sharapova'nın haklı isyanı olmuştu. ATP Cup'ın Brisbane ayağında oynanan maçlar sebebiyle kadınlar tarafındaki karşılaşmalar yine ikinci plana atılmıştı. Erkekler maçlarını daha önceden oynamışlar ve Merkez Kort daha bir tahrip halde olmuş ve kadınlarda maçlarını sürekli geç saatlerde ya da kalite olarak daha kötü kortlarda oynamak zorunda kalmıştı. Kaldı ki kadınlar tarafında Brisbane'de turda TOP10'da yer alan 6 oyuncu bu turnuvada mücadele ediyordu ve Merkez Kort'ta oynamak onların da hakkıydı. Esasında Brisbane'de aynı tarihte hem erkekler, hem de kadınlar turnuvası yapmak başlı başına hataydı.

Kadın - erkek adaletsizliği örneklerle arttırılabilir. Bu konuda kadınların lehine bir durumun en az 3-4 yıl daha olmayacağı aşikar görünüyor. Tenisin başkentlerinden biri diyebileceğimiz Avustralya bu anlamda bence sınıfta kaldı.