Sadece kortta değil, hayatın birçok alanında kendimize acımasız sonuç odaklı iç sesimizle konuşuyoruz. Bunun en önemli nedenlerinden biri şudur: Kendimize karşı fazlasıyla eleştirel olmamız.
ECE ÜNLÜ / Uzman Spor Psikoloğu
*: Bu yazı ilk olarak Kort Dergisi’nin 63. sayısında (Ocak 2026) yayımlanmıştır.
Hep daha iyisini isteriz. Hep gelişmemiz gerektiğini düşünürüz. Hep bir adım ileriyi kovalarız. Bu zihinsel yapı doğru kullanıldığında gelişimi besler, eksikleri görmemizi sağlar.
Ancak fark edilmediğinde, performansın önündeki en büyük engellerden birine dönüşür: sürekli içsel düşmanlık.
Kendini küçümsemek, sertçe yargılamak, yapılan hatayı kişiliğe bağlamak… Bunların yarattığı şey motivasyon değildir. Çoğu zaman korku, gerginlik ve oyundan kopuştur. İşte tam bu noktada, birçok sporcunun kendine mesafeli yaklaştığı bir kavram devreye girer: Öz şefkat.

Öz Şefkat = Gevşemek mi?
Bir sporcuya “öz şefkat” kavramı ilk anda tanıdık gelmeyebilir. Çünkü sporda çoğu zaman kendini zorlamak, dayanmak ve hep daha fazlasını istemek öğretilir. Bu nedenle öz şefkat, başlangıçta performanstan uzaklaştıran bir yaklaşım gibi algılanabilir. Sanki tempoyu düşürmek, beklentileri azaltmak ya da rekabetten geri çekilmek anlamına geliyormuş gibi. Oysa mesele rahatlamak değildir. Zorlukla temas hâlindeyken ilerleyebilmektir.
Öz şefkat gevşemek değil; yük bindiğinde kendini oyunda tutabilme ve kendini taşıyabilme becerisidir. Bize şunu anlatır: Öz şefkat, standartlardan vazgeçmek değildir.
Zor anlarda iç sesi daha işlevsel hâle getirerek, performansın sürdürülebilirliğini destekler.
Öz şefkat üç basit ama güçlü parçadan oluşur:
* Farkındalık: İçinde olup biteni inkâr etmeden fark edebilmek
* Kendine nezaket: Zorlanan birine konuşur gibi kendinle konuşabilmek
* Ortak insanlık: Yaşadıklarının seni kusurlu değil, insan yaptığını hatırlamak
Sporcular genellikle ikinci ve üçüncü noktada zorlanır. Çünkü kendine iyi davranmak zayıflık gibi algılanır. Ve çoğu tenisçi, sanki yalnızca kendisi zorlanıyormuş gibi hisseder.
Oysa bu büyük bir yanılgıdır.
Öz Şefkati Yüksek Sporcular Ne Yapıyor?
Yakın dönem araştırmalar, öz şefkat düzeyi yüksek sporcuların baskı, sakatlık ve performans dalgalanmalarıyla daha sağlıklı başa çıktığını gösteriyor. Bu sporcular kendilerini yalnızca skorlarla tanımlamaz. Hataları kişisel bir çöküş olarak görmez. Değerlerini sadece kazandıkları günlere bağlamaz.
En dikkat çekici nokta şudur: Bu sporcular sadece sonuç değil; çözüm odaklıdır. Zorlandıklarında bedenlerini dinlerler. Duygularını “bende bir sorun var” diye değil, “bu sürecin doğal bir parçası” olarak yorumlarlar. Ve harekete geçerler. Öz şefkat onları gevşetmez; daha akıllı ve sürdürülebilir bir mücadeleye yönlendirir.

Peki Bu Sana Ne Söylüyor?
Kendine şu soruları sorman yeterli olabilir: Baskı hissettiğinde bunu kişisel bir eksiklik mi sanıyorsun, yoksa oyunun doğası mı?
Hatalardan sonra kendini günlerce hırpalıyor musun, yoksa ayarlama yapıp devam mı ediyorsun?
Performansın düştüğünde “zayıfım” mı diyorsun, yoksa “bu aşılabilir” mi?
Eğer bu sorular sende bir şeyleri kıpırdattıysa, bu iyi bir işaret. Demek ki kortta kendinle kurduğun ilişki değişebilir. Ve bu değişim yalnızca ruh halini değil; oyun kaliteni, istikrarını ve tenisten aldığın keyfi de etkiler. Spor kültürü uzun zamandır “sert ol”, “acıya dayan”, “zayıflık gösterme” anlatılarıyla dolu. Evet, mental dayanıklılık önemlidir.
Ama gerçek dayanıklılık, kendinle savaşmak değil, kendini taşıyabilmek, kendine toleranslı yaklaşabilmek gerektiğinde esneyebilmektir. Öz şefkat yumuşaklık değildir. Yüksek performansın sessiz ama vazgeçilmez bir parçasıdır.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Kortta en çok kiminle mücadele ediyorsun?
Rakibinle mi, yoksa kendinle mi?
………..
