1. Anasayfa
  2. KORT DERGİSİ

Ece Ünlü: Son dansa doğru…

Ece Ünlü: Son dansa doğru…
0

Bazı sporcular kariyerleri boyunca yalnızca kazandıkları kupalarla hatırlanır. Bazıları ise kortta bıraktığı hisle… Gael Monfils, tam da bu ikinci gruptan.

ECE ÜNLÜ / Uzman Spor Psikoloğu

*: Bu yazı ilk olarak Kort Dergisi’nin 65. sayısında (Mayıs 2026) yayımlanmıştır.

Onu anlatmak için yalnızca güçlü forehandinden, inanılmaz savunmasından, atletizminin sınır tanımazlığından ya da dünya sıralamasındaki yerinden söz etmek yetmez. Çünkü Monfils sahaya çıktığında tenis, kısa bir süreliğine sadece tenis olmaktan çıkar; biraz oyun, biraz sahne, biraz mücadele, biraz da hayatın kendisi olur.

Monfils’i özel yapan şeylerden biri, oyunu hiçbir zaman yalnızca kazanılması gereken bir savaş gibi yaşamamasıydı. Elbette rekabet etti, elbette kazanmaya çalıştı, büyük maçların baskısını yaşadı. Ama bütün bunların içinde oyundan keyif almayı, seyirciyle bağ kurmayı, kendi ritmini korumayı ve içindeki canlılığı kaybetmemeyi başardı. Onun korttaki varlığı bu yüzden hep biraz farklıydı. Daha insani, daha sahici…

HER DAİM NEŞELİ ADAM

Monfils’in en güçlü taraflardan biri, mücadele ruhunun neşeyle yan yana durabilmesiydi. Çoğu zaman mücadeleyi sertlik, ciddiyet, yüzünü asmadan devam etmek gibi düşünürüz. Oysa Monfils bize başka bir şey gösterdi: Zorlandığın anlarda da gülümseyebileceğimizi… Hem son topa kadar koşabilir hem oyundan zevk alabilir. Hem düşebilir hem kalkarken seyirciyi de kendi enerjisinin içine davet edebilir.

Kortun bir ucundan diğerine kayarak yetiştiği toplar, imkânsız gibi görünen savunmalar, havada asılı kalmış gibi yaptığı vuruşlar, bazen düşerken bile oyunun içinde kalması… Bunlar yalnızca fiziksel yetenek değildi. Arkasında güçlü bir zihinsel mesaj vardı: “Kolay pes etmeyeceğim.”

DANSLARI KENDİNE ÖZELDİ

Belki de Monfils’i bu kadar sevdiren şey, kariyerinin kusursuz olmamasıydı. Çünkü onun hikâyesinde sadece parlak anlar değil, yeniden başlama çabası da var. Sakatlıktan sonra geri dönmek, eleştirilerin arasında kendi oyununa tutunmak, yaş ilerledikçe bedenin değişen sınırlarını kabul etmek ve yine de korta çıktığında o eski heyecanı aramak… Bunların hepsi, onun mental dayanıklılığının görünmeyen tarafları.

Gael Monfils’in maç sonrası dansları da bu hikâyenin en güzel sembollerinden biri oldu. O danslar sadece bir kutlama değildi; bir rahatlama, bir paylaşım, kendini ifade etme biçimiydi. Bazen bütün maçın yükünü bedenden atmak gibiydi, seyirciyle kurulan saf bir sevinç ortaklığı, bazen de içindeki çocuğa verilen küçük bir selam… Profesyonel sporun baskılı, ölçülü, çoğu zaman fazla ciddi dünyasında Monfils’in dansı bize şunu hatırlattı: Keyif almak, eğlenmek ciddiyetsizlik / hafiflik değildir. Bazen keyif almak, baskıya rağmen kendin kalabilmenin en güçlü yoludur.

TENİSİ SADECE İŞ OLARAK GÖRMEDİ

Çünkü sporcu bazen yalnızca rakibiyle değil; kendi zihnindeki seslerle, bedeninin sınırlarıyla, seyircinin beklentisiyle ve kariyerinin ağırlığıyla da mücadele eder. Monfils bütün bunların içinde oyuna küsmeden kalabildi. İşte onun mental gücü biraz da burada saklıydı: Tenisi sadece yapılması gereken bir iş gibi değil, hâlâ tüm kalbiyle hissedilecek bir oyun gibi yaşayabilmesinde.

Roland Garros’ta onun için düzenlenecek özel etkinlik de bu yüzden yalnızca bir tenisçiye veda gibi değil; tenisin içinde uzun yıllar dolaşmış bir duyguyu onurlandırmak gibi hissettiriyor. Paris seyircisi için Monfils hiçbir zaman sadece Fransız bir oyuncu olmadı. O, korta çıktığında tribüne enerji veren, beklenmedik bir anda herkesi ayağa kaldırabilen, oyunun içine mizahı, zarafeti, cesareti ve biraz da çocuk ruhunu katabilen bir figürdü.

Bu sezonun sonunda kariyerini noktalayacak olması, Monfils’i izlediğimiz her maça başka bir anlam katıyor. Artık her kayış, her savunma koşusu, her gülümseme, her maç sonrası dansı biraz daha kıymetli. Çünkü bunun bir veda sezonu olduğunu bilmek, onun korttaki her anını yalnızca sportif bir performans olmaktan çıkarıp bir hatıraya dönüştürüyor.

MONFILS’İN ÖĞRETTİKLERİ…

Şimdilik Monfils’in hikâyesi henüz bitmedi. Sezon sonuna kadar bakalım bizi neler bekliyor? Belki bir büyük galibiyet, seyirciyi ayağa kaldıran bir puan, yine kendine özgü bir dans… Ne olursa olsun, onun vedası sadece sonuçlarla değil, hissettirdikleriyle hatırlanacak.

Gael Monfils, oyundan keyif almanın da bir mücadele biçimi olduğunu gösterenlerden biri olarak veda edecek. Çünkü onun kariyeri bize şunu anlattı:

Mental dayanıklılık her zaman soğuk bir yüz ifadesiyle, sessiz bir ciddiyetle ya da duyguları saklayarak yaşanmaz. Bazen mental dayanıklılık, herkes senden başka biri olmanı beklerken kendi ritmini koruyabilmektir. O, bize tenisin yalnızca kazanmak değil; hissetmek, denemek, direnmek, paylaşmak ve bazen de gülümseyerek devam etmek olduğunu hatırlattı.

Bu Habere Tepkiniz Ne Oldu?
  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    e_lendim
    Eğlendim
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    _rendim
    İğrendim
  • 0
    _z_ld_m
    Üzüldüm
  • 0
    _ok_k_zd_m
    Çok Kızdım
İlginizi Çekebilir

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir