Reklam
Reklam

Azim : Fatih Karataş

Tekerlekli Sandalye Tenisi’nde Quad kategoride Türkiye birincisi olan Fatih Karataş, yaşadığı zorluklardan kariyer hedeflerine kadar oldukça samimi açıklamalarda bulundu.

Azim : Fatih Karataş
10 Ekim 2020 - 23:24

RÖPORTAJ : SERDAR SÖZKESEN

Fatih Karataş 30 yaşında. Kendi kategorisinde katıldığı Türkiye Şampiyonası’nda ilk iki yıl finalde kaybederken, 2019’da ise Türkiye şampiyonu oldu. En büyük hayali Olimpiyatlarda ülkemizi temsil etmek. Gelin onu yakından tanıyalım…


Tenis öncesi hayatından bahsederek başlayalım. Fatih Karataş’ın çocukluğu nasıl geçti?

4 kardeşin en büyüğüyüm. Bartın’da doğdum, 4 yaşında İstanbul’a taşındık. İlkokul ve ortaokul eğitimini aldıktan sonra açıkçası okumak istemiyordum. Maddi anlamda durumumuz da çok iyi değildi. Oturduğumuz yer biraz köy gibi olduğu için eğitim dönemim de sıkıntılı oldu. 9 yaşından itibaren marangoz atölyesinde hem okuyup hem de çalışmaya başladım. İlk önce yaz tatilinde çalıştım, ardından liseye gitmediğim için sadece bu işi yaptım. Mesleğimde oldukça başarılıydım ve keyif alıyordum. Kaza gününe kadar bu, böyle devam etti.

O talihsiz kazayı da anlatabilir misin?

2019’un ocak ayında montaj için komşu köye gitmiştik. 4 kişiydik ve arabayı tekrar geri getirecek birisi gerekiyordu ve o kişi ben oldum. Ehliyetimi daha yeni almıştım. Malzemeleri boşalttıktan sonra arabanın başına geçtim ve sonrasını hatırlamıyorum. Gözümü açtığımda yerde yarı baygın şekilde yatıyordum. Emniyet kemeri bozuk olduğu için takılı değildi ve arabanın içinden uçmuşum. Yerde yatarken, “Ölmek istemiyorum” dediğimi hatırlıyorum. En ilginci ise arabadaki malzemeleri boşaltırken babam, kız kardeşimi okula bırakıyordu ve o esnada onları görmüştüm. O kare, babamı ve kardeşimi yürüyebiliyorken gördüğüm son andı, o yüzden hiç unutmuyorum. Yarım saat sonra ise babam beni yerde yatarken gördü. Ambulans geldi ve hastaneye götürdüler.



Doktorların teşhisi nasıl oldu? Süreç nasıl işledi?

Teknolojinin şimdiki zaman gibi nispeten iyi olmadığı zamanlarda sıkıntılar çektim. Ameliyat sonrasında kafama 46 tane dikiş atıldı. Boyun omurgama 3 tane platin takıldı. Ellerimi ve kollarımı ilk zamanlar hiç kullanamadım. İyileşeceğimi ve yürüyebileceğimi düşünüyordum ama doktor, eskisi gibi yürüyemeyeceğimi ve benim isteğime göre iyileşme şansımın fazla olabileceğini söyledi. Kazadan 10 gün sonra bir daha artık yürüyemeyeceğimi anladım. Bu sürede ciğerlerimde de sorunlar yaşadım. Ateşim 40 derecelere çıktı. Doktorların da (Bezmi Alem) bu esnada ilgileri yeterli seviyede değildi.

3 hafta sonra evime geldiğimde sandalyeye dahi oturamaz haldeydim, tansiyon bozukluğundan dolayı. Sonuçta vücudumun ayarları tamamen değişmişti. Sürekli yatıyordum. Çok zorlu bir dönemdeydik. Ateşim yüksek olduğu için (enfeksiyon sebebiyle) yemek yiyemiyor, meyve ile besleniyordum. Maddi açıdan zor günler yaşadık. Babam çok araştırdı ve İstanbul Fizik ve Tedavi Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde randevu ayarladı. Orada benimle çok ilgilendiler.  Kısa sürede tansiyonumu düşürdüler ve artık oturmaya başladım.

Ellerimi ve kollarımı hiç kullanamadığım için el fizyoterapistine gittim ve olumlu gelişmeler yaşadım. Doktorlar bendeki azmi gördüklerinde benimle daha fazla ilgilenmeye başladı. Çok çalışıyordum ama bu sürede hâlâ tek başıma yemek yiyemiyordum. 2,5 ay fizik tedavi anlamında hastanede kaldım ve sonunda evime döndüm.

Eve döndüğünde seninle kimler ilgilendi? Hastalığında gelişmeler oldu mu?

Evimizin girişi yüksek olduğu için bahçeden bir yol yapan babam, kapıları genişletmiş, tuvaleti ve banyoyu benim için tekrar dizayn etmişti. 6 ay sonunda kaşığı tutarak yemek yemeye başladım. Annem fizik tedavi anlamında sabah akşam sürekli benimle ilgilendi ve bu süreç 5 yıl boyunca devam etti. Evde boş durmadım ve İSMEK’in eğitimlerine giderek Muhasebe, İngilizce, Bilgisayar, Darbuka, Kişisel Gelişim kurslarına giderek sertifikalar aldım.



Başka ne gibi etkinlikler yaptın? Hayatında neler değişti?

Benim gibi omurilik felçlileri için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. 2012’nin sonundan itibaren uzun bir süre derneklerde gönüllü olarak çeşitli projelerde çalıştım. Hayat kalitemi arttırdım ve çevrem çok genişledi. Birçok sporcu ile tanıştım. 2014’ün sonunda ilk arabamı aldım. Ailem ilk başta araba kullanmamı istemese de buna mecbur kaldım. Akülü sandalye ve toplu taşıma aracı ile bir yere kadar gidebiliyorsunuz ama araba ile istediğim yere daha hızlı gidebildim.

En çok merak ettiğim soruyu soruyorum o zaman: Tenisle nasıl tanıştın?

2014’te Antalya Maratonu’nda Ebru Bulgurcu ile tanıştım. Yani şimdiki kulübümde benimle yer alan sporcu. O da benim gibi omurilik felçlisi bir tenisçi. Uzun yıllar tenis oynuyor ve Milli Takım’da da birçok kez yer aldı. Tanıştığımızda kendisinin tenisçi olduğunu bilmiyordum. Bir süre sonra bana tenise başlamamı ve kategorisinde de fazla oyuncu olmadığını söyledi. Kendisinin sandalyesi ve raketiyle bana tenise başlamam, en azından denemem konusunda destekte bulundu. Beykoz’a geldim ve 2015’in sonunda tenisle tanıştım.

Tenisin hastalığına etkileri nasıl oldu? Sende neleri değiştirdi?

Tenis çok farklıydı en başta. Topa vurduğumda rahatlama ve yaşadığım kötü anıları unutma eğilimim arttı. Ebru ablaya iyi ki beni tenisle tanıştırmışsın dedim. Sanki hep bu günleri bekliyor gibiydim. En büyük sorunum sandalye ve raketti. Maddi durumumuz da iyi olmadığı için o zamanlar yaptığım araştırmada sandalyelerin 17-20 bin lira aralığında olduğunu görünce ‘ben bu sporu yapamam’ dedim. Ebru abla, gittiği seminerlerde hep benden bahsettiğini ve destek konusunda bana müjdeli haberi verdi. Önce raket, çanta, top, bandana gibi malzemeleri tenise yeni başlayan ama doktorların tavsiyesi üzerine (bilek sakatlığı) bırakmak zorunda kalan birisinden aldım. O gün tenisi bırakmamaya ve pes etmemeye karar verdim.

15 gün sonra ise dernekteyken Jülide Yıldız ile görüşürken kendisine tenise başladığımı ama sandalyemin olmadığını söyleyince, o da bana bu konuda yardımcı oldu. Eski olan sandalyesini bana verdi ve babam sandalyeye komple bakım yaptırarak kullanır hale getirdi. İlk olarak Beykoz’da Coliseum Sports’da antrenmanlara başladım. 1 ay Ebru abla ile Optimum Tenis Akademisi’nde antrenman yaptım.



İlk katıldığın turnuva hangisiydi? Neler hissettin?

İlk katıldığım turnuva 2015’deki Türkiye Şampiyonası oldu. Mersin’deki turnuvada 35 civarı sporcu vardı ve herhangi bir kategori olmadığı için tüm engelliler tek çatı altında toplanmıştı. Sadece 3 antrenman yaparak girdiğim turnuvada ilk maçımda 3 yıllık bir oyuncu ile eşleştim. İlk sette 3-0, ikinci sette 2-0 önde olmama rağmen tecrübesizliğimin kurbanı olarak iki seti de 5-3 ile kaybettim. Yine de çok mutlu oldum, çünkü ilk maçımda iyi işler çıkardım.

Yurt dışında nerelerde oynadın?

2016 Mayıs ayında Ebru abla bana uluslararası turnuva oynamak ister misin diye sordu. Sponsor yok, param yok, ama araştırmaya başladık. 2500 lira gibi bir para gerekiyordu. Bahçeşehir İlçe Spor Müdürü ile iletişime girdik ve bir iş adamı tüm masraflarımı karşıladı. Hırvatistan’a gittim ve orada inanılmaz oyuncular gördüm. Seviyeleri mükemmeldi ve hayranlıkla izledim onu saatlerce. Doğal olarak tek maç oynadım ve döndüm.

Türkiye’nin elini bantla sararak raket kullanan tek tenisçisisin. Bu konuda neler söyleyeceksin?

Sağ elimde yeteri kadar kuvvet olmadığı için ilk başlarda eldivenle tenis oynadım. Sonrasında ise araştırmalarımın ardından elimi bantla sarma konusunda karar kıldık ve bu beni oldukça rahatlattı. Bantı elime sarma konusunda da Cihan Hakimoğlu izlediği videolarla bana yardım etti. Fakat katıldığım turnuvalarda mecburen ben yapmak zorunda kaldım ve böyle devam ettim. Elim bantlayarak oynamam yüzünden tek vuruş stiline sahip oldum. Servis, forehand, backhand ve vole gibi vuruşları hep aynı tutuşla yapıyorum.

Çubuklu Tenis Kulübü ile yolların nasıl kesişti?

Ebru abla Beykoz’da oturduğu için bana hoca arayışında bulundu. Beykoz Konakları Vakfı’ndan birisi Çubuklu Tenis Kulübü’nün kurucularından Cihan Hakimoğlu ile iletişime geçiyor ve benim için hayırlı bir süreç başladı. 2016 Temmuz’unun sonunda Cihan Hoca ile ilk olarak antrenmanlara başladık. Onun sayesinde zamanla seviyemi yukarılara çekmeye başladım. Çubuklu Tenis Kulübü en sıkıntılı anlarımda benimle her zaman ilgilendi.

Sponsor bulma durumun nasıl oldu? Kimler yardım etti sana?

Zorlu şartlardan gelerek Türkiye Şampiyonu oldum. Etrafımda başarılarımı gören fazla insan olmadı maalesef. Cihan Hocam sağ olsun bu konuya da el atarak sponsor arayışlarına girdi. Beykoz Konakları Vakfı’na Ebru abla ile beraber gittik. 2020 Tokyo Olimpiyatları’na gidebilme hedefimiz ile beraber kapılarını çaldık. Eski olan sandalyemin yenilenmesi konusunda anlaştık. Turnuvalar oynamam için bana gün doğdu. Bedensel Engelliler Federasyonu, Türkiye’de oynanan turnuvalar için bize yardım ediyordu ama yurt dışındaki turnuvalar için durum farklıydı.



Her hafta en az 5 gün Başakşehir’den Beykoz’a tenis oynamak için gidiyorsun…

Günde yaklaşık 80 kilometrede gidip geliyorum. Bu konuda da Çubuklu Tenis Kulübü’nde çocuğu tenis oynayan birisi benzin masrafımı karşılıyor. Bana kim olduğu hakkında bilgi verilmedi. Buraya geldiğimde günün büyük bölümünü kulüpte geçiriyorum. Boş zamanlarımda başkalarının antrenmanlarını da izliyorum.

Hangi kategoride oynuyorsun?

Quad kategoride mücadele ediyorum ve Türkiye’de bu kategoride çok az sayıda oyuncu var. Mesela geçen sene Türkiye Şampiyonası’nda 7 kişi yarıştı.

Quad demişken, bunun açılımını yapar mısın?

Engelli tenisinde Quad, yeni açılan bir kategori aslında. 4 uzvundan (iki kol, iki bacak) 3’ünü kullanamayanlar için açılmış bu kategoride benim mesela iki bacağımda problem var, bir de sağ elimde sorun var. Omurilik felçlisi olduğum ve şartları yerine getirdiğim için direkt bu kategoriye girdim. Fakat bu kategoriye girmek için az önce bahsettiğim kural dahilinde her oyuncu ITF’in getirdiği fizyoterapistlerin gözetiminde kalifikasyona giriyor. Hatta bazen korta sokup antrenman yaptırıp da kontrol ediyorlar. Kalifikasyonlar için oyuncular her turnuva özelinde belirli bir para ödüyor ve sonuca göre turnuvalara katılım sağlıyor.

Ek olarak Quad kategoride erkekler ve kadınlar aynı sıralamanın içindeki bir havuzdalar. Bugün bildiğimiz ATP ve WTA diye ikiye ayrılmıyorlar yani.

Dünya sıralamasında 42 numara olduğunu biliyorum. Bu yıl neler yaptın?

Quad kategori de dünya genelinde kariyerimin en iyi derecesindeyim. Bu kategoride aktif oynayan dünyada 130 sporcu var ve ben 42 numaradayım. Aktif olmayan ise 600 kadar oyuncu daha var. Sponsor bulma konusunda sıkıntıları olunca mesela sıralamada yer almıyor ve gerekli şartları (sponsor) sağlarsa tekrar sıralamaya girebiliyor.

Sene başında Macaristan’da iki tane turnuva oynadım ve iyi de başladım. Dünya 18 ve 23 numarası ile ile maç yaptım. Birinde yarı final, diğerinde çeyrek final oynadım. Pandemi sonrasında benim de sponsorlarım vardı ama şimdilik hepsi iptal oldu maalesef.

Şimdiye kadar en büyük başarın ne oldu?

2017 ve 2018’de Türkiye Şampiyonası’nda küçük farklarla (3 sette) finalde şampiyonluğu kaçırdım ama 2019’da bu defa şampiyon oldum. Türkiye Şampiyonası demişken, benim kategorimde en son 2019’da 7 kişi katıldı ve lig usulü oynayarak 6 maçımı da kazanarak kupaya uzandım. Oynadığım İKİ finali de ucu ucuna 3 sette kaybettim.

Olimpiyatlar önümüzdeki seneye ertelendi. Katılabilme durumun ve kalan kariyerindeki hedeflerin nedir?

Öncelikle olimpiyatlara katılabilmem için dünya sıralamasında ilk 16’ya girmem gerekiyor. Aynı ülkeden en fazla 2 katılımcı gideceği için bu sıralama ilk 20’ye kadar esneyebiliyor. 42 numarada olduğumu düşünürsek, hayal değil ama şimdilik zor, çünkü pandemi sebebiyle turnuva oynama şansım bir hayli düşük. Yine de dünya genelinde belirsizlik var ve bazı oyuncular katılmak istemezse benim de şansım artabilir.

Herhangi bir ekstra sakatlık yaşamazsam 15 sene daha tenis oynamak istiyorum. Engelli tenisinde yaşın büyük bir önemi yok. 65 yaşında çok iyi tenis oynayan ve çoğu oyuncuyu yenenleri gördükten sonra yaşa takılmanın bir anlamı yok. En kötü 2024 Olimpiyatları’nda oynamayı ve ülkemi temsil etmek istiyorum.



Engellilere mesaj mahiyetinde neler söylersin?

Spora başladığımda tenisle alakalı hiçbir şeyim yoktu. Ebru Bulgurcu’nun beni yönlendirmesi ile bu spora bağlandım ve hiç bırakmadım. Sandalyem, raketim, sponsorlarım… Bunların hepsi, çok istediğim için benim oldu. Çaba sarf ettim, bu işe yapacağım dedim, inandım ve başardım. Çubuklu Tenis Kulübü’nde günümün çoğunu geçiriyorum. Antrenman dışında çocukların maçlarını izliyorum. İnsan istedikten sonra her engeli aşabilir, bence anahtar kelime istemek!

Kaza öncesi hayatından en çok özlediğin şeyler nedir?

Ben dans etmeyi çok severdim. Ayaklarımı çok iyi kullandığım için düğünlerde, özel günlerde hep beni çağırırlardı. O günleri çok özlüyorum. Kaza öncesi değil de bir de en çok yapmak istediğim şeylerden biri de toprak zeminde Rafael Nadal gibi raketi, ayakkabıma vurarak çamur ve toprağı temizlemek. O hareketi çok seviyorum.

Kort Dergi aracılığıyla kimlere teşekkür etmek istersin?
Beykoz Konakları Vakfı, Daikin Çubuklu Tenis Kulübü’nün tüm personeli ve en başta Cihan Hakimoğlu, Bedensel Engelliler Federasyonu, OPET, Coliseum Fitness’dan Mert Tunç ve tabii ki Ebru Bulgurcu’ya buradan teşekkür etmek istiyorum.
 
En beğendiğin erkek oyuncu : Roger Federer
En beğendiğin kadın oyuncu : Petra Kvitova
Favori Grand Slam : Wimbledon

*: Bu röportaj ilk olarak Kort Dergi'nin 29'uncu sayısında yayımlanmıştır. Kort Dergi'yi Turkcell Dergilik ve Türk Telekom e-dergi uygulamaları üzerinden de indirebilirsiniz...