Amacım her zaman birilerinin hayatlarına dokunmak ve onları kısa süreliğine de olsa mutlu edebilmekti. Bu yolda 8 yılımı doldurdum ve kalan hayatımda da bu yolda yürümeye devam edeceğim.
SERDAR SÖZKESEN
*: Bu yazı ilk olarak Kort Dergisi’nin 63. sayısında (Ocak 2026) yayımlanmıştır.
2017’den bu yana tenis kortlarında 500’den fazla oyuncunun fotoğraflarını çekip, onlara güzel anılar yaşatan bir insan olarak yaptığım işi seviyorum. Belki arka planda dergicilik, editörlük, içerik üreticisi ve yazarlık kısmımı herkes bilmiyor olabilir ama ben birçoklarının Serdar Abi’siyim, kardeşiyim ve çocuğuyum…
8 yılda 150’den fazla turnuvaya gidip, o turnuvalara değer katıp, izlenebilirliğini ve fark edilebilirliğini en üst seviyeye çekip sosyal medya hesaplarımdan yüzlerce fotoğraf paylaştım. Günümüzde her şeyin dijitalleşmeye döndüğü ve kaydır – beğen – izle modunda geçen hayatlarımızda her zaman insanların gönüllerine dokunmayı misyon edindim.

Turnuvalardan en ilgi çekici fotoğrafları, yaz – kış demeden yerinde izleyerek kayıtlara almaya çalıştım. Birçok genç jenerasyonu elimde büyüttüm desem yeridir. 2018’de bu işe başladığımda Özlem Uslu, Duru Söke, Defne Çırpanlı, Atakan Karahan, Tuncay Duran, Baran Söyler, Arda Azkara, Toprak Avcıbaşı, Gökberk Sarıtaş, Ayşegül Mert, Melisa Şenli ve adını şimdilik hatırlayamadığım birçok oyuncu henüz 12-13 yaşlarındaydı. Onların gelişimlerini takip etmek, sadece fotoğrafçı gözüyle değil de bazen antrenör bazen de veli gözüyle inceledim.
BÜYÜK BİR AİLE OLDUK
Yüzlerce kez fotoğraflarını çektiğim gençlerin bazıları ABD’ye gidip kolej eğitimine giderek tenislerini geliştirdiler. Hepsi de bana büyük bir saygı duyuyorlar ve ne zaman karşılaşsak onların hep Serdar Abi’si olarak kaldım. Bununla açıkçası gurur duyuyorum çünkü onların gençlikten profesyonelliğe geçiş aşamalarında arka planda gizli bir güç olarak yer aldım ve yıllar üzerindeki gelişmelerini fotoğraflarım ışığında daha iyi gördüklerini düşünüyorum.
Aynı şekilde bu oyuncuların velileri ile de inanılmaz bir aile olduk. Her turnuvada denk geldiğimizde oturup birkaç kelam edebilecek seviyeye geldik. Onları da çok seviyorum ve saygı duyuyorum çünkü tenis gibi bireysel ve maddi açıdan çok fedakârlık gerektiren bir sporda her zaman çocuklarının yanında olarak büyük bir özveri gösterdiler.
Sadece gençler değil tabii ki hayatlarına dokunduklarım… 20 yaşından 35 yaşına kadar gelmiş birçok üst düzey milli sporcumuzun fotoğraflarını çektim. Onlarla kimi zaman röportajlar yaparak arayı her zaman sıcak tuttum.
Eski adıyla ‘senyör, yeni adıyla ‘masters’ oyuncular, yani yaşları 30 ile 80 arasında değişen yüzlerce tenisçinin de 50’den fazla turnuvada yol arkadaşı olup güzel anılar elde etmesine yardımcı oldum. Onları da çok seviyorum çünkü yaz – kış demeden kendi imkânlarıyla bu zorlu sporu oynamaya devam ediyorlar ve büyük bir takdiri hak ediyorlar.

FOTOĞRAFIN GÜCÜ
En başta da dediğim gibi tek amacım, tenisçilere, velilere, antrenörlere hatta kulüp başkanlarına kendilerini özel hissettirmek ve kısa süreliğine de olsa zamanı durdurduğum karelerle onları mutlu etmek. Çünkü her şey silinebilir ve unutulabilir ama fotoğraflar her zaman kalıcıdır ve geçmişle gelecek arasında bir köprü sunar insanlara…
Fotoğrafın gücü, tahmin ettiğimizden de fazladır. Bugün birçok tenisçi, benim çektiğim fotoğrafları profil fotoğraflarına koydular, hesaplarında birçok kez benim fotoğraflarımı paylaştılar ve paylaşmaya da devam ediyorlar. Bu sporcularla çok güzel bir aile olduk ve bu ailenin bir ferdi olmaktan onur ve mutluluk duyuyorum.
Sadece İstanbul’da değil, Ankara – İzmir – Adana – Antalya gibi illere de gidip oradaki turnuvalarda da fotoğraflar çekerek sınırlarımı büyüttüm. Bazı beni ilk kez görüp şaşıranlar, “Siz o musunuz?” diye yaklaştı, bazısı takdir ederek sözlerine başladı, bazıları da en iyi şekilde beni konuk edebilmenin heyecanına kapıldı. İşte orada fotoğrafın ne kadar önemli bir misyonunun olduğunu bir kez daha anladım ve yaşadım.
